Kıyamet sonrası yaşam... Okumayı, izlemeyi, dinlemeyi en sevdiğim hikayeler hep buralardan çıkar. Sürekli insanlığın sonunun geldiğini, daha doğrusu insanların büyük bir hızla ve hazla sonlarını hazırladıklarını düşünürüm. Bundan dolayı da bizden sonra geriye nasıl bir dünya kalacak sorusunun cevabını çeşitli ağızlardan dinlemeyi çok keyifli bulurum. İnsanların içlerinde gizledikleri o vahşiliklerin ortaya çıkış hikayesi her zaman etkileyici olmuştur.
Bu son derece korkutucu ve tuhaf zaman diliminde hep birlikte yaşıyoruz. Ortak korku ve kaygıları paylaşıyoruz. Şu an için hepimizin, tüm dünyanın en büyük ortak korkusu ise "salgın". Nüfusun kontrol edilemez bir şekilde artışı ve insanların çok büyük kalabalıklar halinde bir arada yaşamaya çalışma çabaları bu salgınların yayılmasındaki en büyük etkenlerden.
Eğer yaşadığımız bu korona salgını Jack London'ın anlattığı "Kızıl Veba" kadar korkunç bir salgın olsaydı gerçekten insanları yeryüzünden silmesi an meselesiydi. Kitap o kadar gerçekçi bir biçimde korkunç bir salgını ele alıyor ki etkisine girip de kısa sürede kurtulmak mümkün değil. Zaten London 2013 yılında patlak veren bir salgından bahsettiği için anlattığı şeyler aşağı yukarı yaşayacağımız şeylerin kısa bir özeti gibi.
Bu kadar kısa bir kitabın üzerimde böyle büyük bir etki bırakmasını beklemiyordum açıkçası. Kitabın uzun olmasını çok isterdim ama bu haliyle de zaten benim için mükemmel. Jack London'ın ne kadar usta bir yazar olduğu o harika tasvirleri zihnimde canlandırırken tekrar anladım.
Şu salgın günlerinde, çoğumuz evlerimizde izole bir hayat sürerken, okunup değerlendirilmesi gereken önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.