"Her insanin ruhunun diğer insanlarla bir şeyler paylaşması, gezip görmesi gerekir. O ruh hayatta bunları yaşayamazsa bunu ölümden sonra yapmaya mahkûmdur. Dünyayı dolaşmakla lanetlenir, yaşayamadıklarını ölümünden sonra görür ama tecrübe edemeden uzaktan bakar!"
Doğrusu on mil yarıçapındaki bir halkanın ya da öğleden sonra yapılan bir yürüyüşün sınırları içinde kalan manzaranın sunduğu imkânlarla, insan ömrünün yetmiş yılının sundukları arasında keşfedilmeyi bekleyen bir çeşit uyum söz konusudur.