2024 yılının ilk incelemesini planlarımdan farklı olarak -orijinalde Uçurtma Avcısı vardı- bu kitapla açıyorum. Geleneksel "kitapla nasıl tanıştım" girişimi bu sefer "nasıl okumaya karar verdim" ile değiştiriyorum çünkü Lovecraft uzun zamandır listemde duran bir yazardı zaten, kitaplarını da set olarak hazır bulunduruyordum. Yine de yazara bir türlü başlamak içimden gelmemişti, okuyacağım kitabı arkadaşıma seçtirmesem büyük ihtimal uzun süre de okunmamış olarak kalırdı (en azından Lovecraft Country'i izlesiye kadar).
İtiraf etmem gerekirse korku tam olarak benim tarzım değil. Ara sıra Stephen King okusam da yok olmuyordu kurgu güzel olsa da yazım tarzı pek beni çekemiyor, kendimi Facebook'ta büyük harflerle sakın okumayın tarzı atılmış başlıklı hikayeler okuyormuş gibi hissediyorum.
"Ta ki Lovecraft ile tanışana dek..." diye devam etmemi bekliyorsunuz değil mi? Hayır. Özellikle yazım tarzı açısından. Bol bol çevre betimlemeleri (ama yeşil ağaçlar, yanan gibi görünen gün batımı değil, baya baya enlem- boylam girmiş adam), "Ya aslında anlatmamam insanlık adına daha iyi olacak" deyip sayfalarca olayı anlatmamak için girilen taklalar sonra da "zorunda olmasaydım açıklamazdım" tripleri (az önce Stephen King'e Facebook hikayesi gibi hissettiriyor dediğim için özür diliyorum) sonra da tam olaya girecek "bu iğrenç yaratık" "ağza alınamayacak kadar korkunç" olay diye anlatması... Az önce yürüdükleri yolda taşların hangi dönemde oluştuğunu yazarken asıl olayı iğrenç diye mi açıkladın, cidden mi? diye düşüne düşüne okudum. Görsel imgeleme yeteneği olmayan biri olarak ağlama noktasına geldim.
Evet, şimdi o "Ta ki..." kısmı geldi. Öncelikle Lovecraft korku işini çözmüş, cidden. "Bilinmeyenin korkusu" mantığıyla direkt sizi bilinçaltınıza sürüklüyor. Olaylar ucu açık evet ama bu "