İbn Sînâ, Fârâbî ve benzerleri gibi İslâm filozoflarını kâfir saymak gerekir. Bununla birlikte hiçbir İslâm filozofu bu iki kişinin yaptığı gibi Aristoteles'in ilmini aktaramamıştır.
Mark Twain bu kitabında yaşlı adam ve genç adam arasındaki diyalog aracılığıyla insanı oluşturan unsurları (irade, zeka, ahlak vs.) ele alıyor ve bir insan tanımı yapmaya çalışıyor ancak tüm bu tenkitlerin temelinde temel bir unsur var: insanın ruhunun hoşnutluğu. Mark Twain insan eylemlerinin tamamının insanın kendi ruhunu hoşnut etmeye yönelik olduğunu söylüyor. Yapılan tüm fedakarlıklar ve özveriler aslında faillerinin kendisine uygun gördüğü eylemler ya da toplumda böyle anılmak istemelerinden kaynaklanan olgulardır diyor tüm kitap boyunca.
Özgür irade konusuna ise getirdiği eleştiri insanın ruhunu hoşnut etme çabasıyla ilişkilendirilmiş ancak ruhunu nasıl hoşnut ettiği ise tamamen kültürel çevresi ve aldığı eğitime bağlı. Bir asker vatanı için ölerek ruhunu hoşnut eder çünkü aksi takdirde savaştan kaçmış ve bir askere asla yakışmayan bir şekilde yaşamına devam etmiş olurdu şeklinde bir örnek de var kitapta. İnsan bu kitapta resmen bir makine olarak değerlendiriliyor. Bu size karamsar görünebilir ancak yazar bunun kötü olmadığını ve insan doğasının temeli olduğunu düşünüyor.
Kitabın son sayfalarında genç adam şöyle itiraz eder. "Bu insanı kimsesizleştiren bir öğreti. İlham, coşku ya da sevinç veren bir öğreti değil. İnsandan içindeki görkemi, gururu, kahramanlığı söküp alıyor, ona ne bir övgü ne bir alkış bırakıyor; onu bir makineye indirgediği yetmiyormuş gibi makineyi çalıştırmasına izin bile vermiyor." konuşmasının devamında genç adam bu felsefenin insanı tüm erdemlerden uzaklaştırdığını iddia eder ve aralarında şöyle bir diyalog döner.
__"Yaşlı Adam: Diğerlerine, esas ahlaki niteliklere bakalım merhamet, cömertlik, asalet, kibarlık; harici etkilerin beslemesiyle ansiklopedide adı geçen çeşit çeşit, harman harman erdeme dönüşen verimli tohumlardır bunlar.