Mayısın birinde Yakup Kadri, Ankara'ya geldi ve bize misafir oldu. Hem dost hem muharrir olarak İkimiz de onu çok seviyorduk. Yakup Kadri evin tepesindeki bütün Ankara'nın O sarı topraklarına bakan odasında kaldı. Onun misafirliği akşamlarımızı şenlendiriyordu. Konuşurken bu büyük kafanın, kocaman gözlerin, kudretli sesin arkasında o parlak muharriri sezmemek mümkün değildi. Yukarıda ne yazdığını sorduğum zaman Ateşten Gömlek adında bir Anadolu romanı yazmakta olduğunu söyledi. Ben de zihnimde bir Anadolu romanını tasarladığım için o kendi romanını bitirmeden bu isimde benim böyle bir roman yazacağımı söyledim.
Cumbadan Rumbaya bize Karagümrüklü deli Cemile'nin yükselme arzusunu anlatıyor. Kitabın başlarında Cemile oturduğu mahalleden, bu mahalledeki insanlardan kurtulmak isteyen bir kızdır. Ablası ve annesiyle babasından kalan ahşap bir evde yaşarlar. Klasik eski bir İstanbul mahallesi ortamı var. Cemile dediğim dedik fazlaca dürüst bir kız. Kafasına koyduğunu yapıyor. Bu özellikleri hep olumlu sonuç veriyor hayatında. İlk başta biraz kızsam da sonra çok sevdim kendisini.
Peyami Safa'nın bu kitabı Server Bedi tarafına daha çok uygun. Diğer kitaplarındaki felsefi ton burada yok. Akıcı keyifli bir kitap.
Kitap diğer incelemelerde de belirtildiği gibi durağan ilerliyor. Ama bu sıkıcı veya kötü olduğu anlamına gelmez. En azından benim için öyle olmadı. Bir tren yolculuğu sırasında trendeki bazı yolcuların yaşadıklarını okuyoruz. Fakat yüzeysel bir biçimde değil. Neden bu yolculuğu yapıyorlar? Nereden nereye gidiyorlar? İç dünyalarında neler oluyor yavaş yavaş hikayenin akışı içinde bunlara tanıklık ediyoruz. Kahramanların ortak özelliği toplumun kabul standartları dışında olmaları. Bir şekilde hepsinin hikayesi birbiri ile bağlanıyor.
Ben kitabı isminden dolayı merak edip almıştım. Neyse ki sonunda İstanbul'a varıyor :)
İstanbul TreniGraham Greene · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,214 okunma