Çocukların taciz edilmemesi gerektiği konusunda bugün hemen herkes hemfikir. Ama pek çok kişi, dayağın her türünün taciz olduğunun farkında değil henüz. Güçlü bir yetişkinin dövülmesi herkesin gözünde taciz olduğu halde, savunmasız bir çocuğun dövülmesine böyle bakılmıyor. Bu gerçeğin gözden kaçmasının nedeni, bedensel terbiye gibi adlarla, yasal bir eğitim yöntemi olarak kabul edilmesi ve bunun soykırıma dek uzanan sonuçlarının görmezden gelinmesidir. Bu, tarihimizdeki iletişim bozukluklarının en acı örneklerinden biridir. Bu korkunç eğitim yöntemi bir nesilden diğerine aktarılmış ve "tanrının emri" olarak kabullenilmiştir. Çocuklara, büyükleri tarafından "senin iyiliğin için dövüyoruz," denmiş, çocuklar da buna inanmış ve aynısını kendi çocuklarına uygulamışlardır. Yüzyıllar boyunca.
"Biz kızlarımızı çok severiz," "Biz gelinlerimizi çok severiz," gibi vurgulu sevgi sözcüklerinin ardına saklanarak baskı ve zulüm uygulamak, ayrımcılık yapmak, hayli yaygın bir yöntem. Bu tür sevgi iddiaları, iddiada bulunanın yaptığı kötülüğü kendisine karşı da örtbas etmesine olanak tanıyor. Halbuki birbirimize borçlu olduğumuz şey, sevgi değil, saygıdır.
Bizim ülkemiz, çocuğun fiziksel bakımına azami itina gösterirken ruhuna aynı itinayla yaklaşmayan, hatta, fiziksel açıdan gösterdiği ihtimamı çocuğun ruhunu sakat bırakmak için araç olarak kullanan, fiziksel bakım vasıtasıyla aslında kendi ruhundaki acıları, zayıflıkları onarmaya çocuğunun ruhunu kendi malı gibi alet ettiğinin farkında olmayan annelerle dolu.
Kalemi kendisinden daha akıllı, daha önde olmayan bir tek büyük yazar bile gösteremezsiniz; nitekim yazarlık, esere anne-babalık ederken onun bağımsızlığını örselememek, tersine geliştirmek, desteklemek demektir, reel anne-babalıkta da olduğu gibi.
Gerçek anlamda sahip olduğumuz tek şey, kendimizdir. Hayatta hiç kimse yoktur ki onunla kurduğumuz ilişki kendimizle kurduğumuz ilişkiden değerli olabilsin.