İmroz, Balkan Savaşı sırasında 18 Ekim 1912'de Yunanlılar tarafından işgal edildi. 17-30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması'yla Osmanlılar ve Yunanlılar Girit dışındaki adaların kaderini büyük devletlere bıraktı. 1-14 Kasım 1913'te Atina Antlaşması'yla İmroz, Tenedos (Bozcaada) ve Meis adalarının Osmanlılara, geri kalan Ege adalarının da Yunanlara verilmesi kararlaştırıldı, ancak bu antlaşma uygulanamadı. Zira patlayan Birinci Dünya Savaşı nedeniyle İmroz'daki Yunan yönetimi devam etti, Çanakkale Savaşları sırasında ada müttefik devletlerin karargâhı oldu.
10 Ağustos 1920 tarihli Sevr ( Sévres ) Antlaşması'yla Türkiye, İmroz ve Bozcaada üzerindeki haklarından vazgeçirildi, fakat Kurtuluş Savaşı sonrası 24 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan ( Lousanne ) Antlaşması'yla yeni baştan, ancak değişik bir statüyle Türkiye egemenliğine geçti.
Dünya'nın -insanlığın- kaderi, başlangıçtan bu yana nasılsa, hep öyle kötü ile iyinin, doğrulukla dolandırıcılığın, vurgunculuğun kalleşliğin, güzel ile çirkinin savaşına mahkum olarak sürüp gidecekti: Kötünün, çirkinin, ihanetin, gaddarlığın benzerlerinin de ebedîliği demekti bu.
Hangi nesil, hangi toplumda ve hangi çağda bu kadar karamsar olmuş, aşktan ve dostluktan... sonra, erdemlerden ve üstün degerlerden böylesine umut kesmiştir?