keser (کسر) s. Dülger ve marangoz aleti ki kısa bir sapa geçirilmiş bir tarafı keskin ve diğer tarafı çekiç gibi bir çelikten ibarettir, tîşe. mc. ||nalıncı keseri= Kendine doğru yonmaktan kinaye olarak menfaatperest, yalnız kendi menfaatini düşünür adam.
haymana ('هايمانه) Başı boş hayvanları haylayıp salıverdikleri çayırlık yer. ||mc. haymana mandası= İri ve tembel adam. ||Haymana ovası= Ankara vilâyetinde bir kaza teşkil eden vasi bir ova: Haymana.
fecir (فجر) sz. Ar. 1. Sabahın pek erken vakti; tulû'-ı şemsten evvelki vakit, tan vakti. 2. Tulû'-ı şemsten evvel semada görülen kızıllık ve aydınlık. ||fecr-i şimâlî= Gara'ib-i fen hey'etinden olarak küre-i arzın iki kutbunda uzun gecelerde pek acîb güzel bir surette zuhur eden rengarenk ve eşkâl-i muhtelifede ziya. ||ve'l-fecr= Kuranıkerim'in böyle bed' eden sûre-i şerîfesi. ||mc. gözleri velfecri (ve'l-fecr) okuyor= Pek uyanık ve zekidir.
Hazret-i Meryem'de (Aleyhisselâm) meydana gelen, kış mevsiminde yanında yaz meyvesi, yaz mevsiminde kış meyvesi bulunması kerâmeti de Kur'ân-ı kerimle sâbittir. Nitekim Âli İmran sûresi, otuzyedinci âyetinde: "Ne zaman Zekeriyyâ aleyhisselâm, Meryem'in bulunduğu çardağa girse, Meryem'in yanında rızk ve vakitsiz meyveler bulurdu. Вu nеdir? diye sorunca, Meryem: Bu Allahü teâlâ tarafındandır derdi" buyuruldu.
Allahü teâlânın ve Resûlünün (sallallahü aleyhi ve sellem) kelâmı ve sözleri, tenâkuzlu olmaktan çok yüksektir. Din imâmlarının mertebe ve kadrini bilen, sözleri arasındaki ayrılığı anlıyan ve istinbatlarının yerlerini idrâk eden için, onların sözleri de böyledir. İşte bir müctehidin istinbat ettiği her hüküm, Kitabdan veya Sünnettendir, yahud ikisinden birden alınmadır. Bir müctehidin istinbat eylediği, ya'ni çıkardığı bu hükmün sıhhatine, sağlamlığına bazı mukallidlerin istinbât yerlerini bilememeleri ile dil uzatılamaz.