İdeallerinizi, davranışlarınızdan aldığınız en büyük zevki bulacağınız zirveye doğru özenle yukarı, daha yukarı eğitin ki bu hem sizi memnun edip hem de komşularınıza ve topluma yarar sağlasın.
G.A:İnsan bir şey yapmaya iten bu yegâne dürtü nedir?
Y.A:Kendi ruhunu tatmin etme dürtüsü. Ruhunu tatmin edip onayını kazanma gerekliliği.
G.A:Hadi ama! Bu kabul edilemez!
Y.A:Neden edilemesin?
G.A:Çünkü onu her zaman kendi rahatı ve çıkarını koruma peşindeymiş gibi bir duruma sokuyor. Dezavantajına da olsa, bencil olmayan biri, yalnızca başkasının iyiliği için sık sık bir şeyler yapar.
Y.A:Bu doğru değil. Davranışı ilk önce ona yaramalı, aksi halde onu yapmayacaktır. Sadece başkası uğruna yaptığını düşünüyor olabilir fakat yanılıyor. En başta kendi ruhunu tatmin ediyor. Diğer insanın menfaatiyse, her zaman ikinci sırayı almak zorunda.
Insan makinesi. Kişisel olmayan insan makinesi. İnsanın ne olduğu, kendi yapısıyla birlikte kalıtsal özellikleri, yaşam alanı ve ilişkilerinin getirdiği etkilere de bağlıdır. Sadece dış etkenler tarafından yönlendirilir, yönetilir, komuta edilir. Hiçbir şey oluşturmaz, fikir bile.
Fikrin oluşumunda kullanılan materyalleri biz yaratmayız.Yüzlerce yıla yayılmış atalarının kalpleriyle beyinlerinden seninkilere geçmiş olan duygu ve düşünce akışının yanında, binlerce kitaptan, binlerce konuşmadan bilinçsizce toplanmış düşüncelerden, izlenimlerden, duygulardan artakalan ufak tefek şeyler onlar. Sen, kişisel olarak fikrini oluşturan materyallerin en ufak mikroskobik parçasını bile yaratmadın. Ve kişisel olarak, ödünç alınmış materyalleri bir araya getirmiş olmanın değeri üzerinde biraz bile hak iddia edemezsin. Bu, aklındaki makine düzeneği tarafından otomatik olarak, makine düzeneği yapısının kanunlarına tamamen uygun şekilde gerçekleştirildi. Bu düzeneği kendin inşa etmediğin gibi, üzerinde de hiçbir yetkiye sahip değilsin.
Kaya makineyle metal makine arasındaki büyük farkı yaratan nedir? Buna öğrenme , eğitim diyebilir miyiz? Kaya olanı yabani, metal olanıysa medeni insan olarak adlandırabilir miyiz? İlk baştaki esas kaya, metal olanın inşa edilmesini sağlayan materyalleri barındırıyordu fakat içinde aynı zamanda, eski jeolojik çağlardan gelen yoğun sülfür, taş parçaları ve diğer engelleyici kalıtsal şeyler de vardı. Gel bunlara ön yargılar diyelim. Kayanın içindeki şeylerin, ortadan kaldırmaya ne gücünün ne de isteğinin olduğu ön yargılar...
Ön yargılar, dış etkenler tarafından kaldırılmalı ya da olduğu gibi bırakılmalı.
Demir, içine sıkıştığı kayadan kendini kurtarmaya karşı ön yargılıdır. Daha kesin konuşmak gerekirse, kayanın ortadan kaldırılıp kaldırılmamasına dair mutlak ilgisizliğe sahiptir. Ardından dış etken gelir. Kayayı un ufak ederek maden cevherini serbest bırakır. Cevherin içindeki demirse, hala tutsaktır. Dış etken, eritme yardımıyla onu engelleyen cevherden kurtarır. Demir artık özgürdür fakat ilerideki gelişmelere karşı ön yargılı olmaya devam eder. Dış etken, aklını çelerek onu Bessemer fırınına girmeye ikna edip arıtır ve birinci sınıf çeliğe dönüştürür. Artık eğitilmiştir , öğrenimi tamamlanmıştır. Böylece limitine de ulaşmış olur. Başka hiçbir işlemle eğitilerek altın haline getirilemez. Her şeyin limiti vardır. Demir madeni eğitilerek altın haline getirilemez.
Altın insanlar, teneke insanlar vardır. Bakır, kurşun, çelik... Böyle devam eder. Hepsi doğalarının, kalıtımlarının, öğrenimlerinin ve çevrelerinin limitlerine tabidir. Bu metallerin her birinden, çalışan makineler inşa edebilirsin. Fakat zayıf olanların güçlü olanlarla eşit şekilde iş yapmasını beklememelisin. En iyi sonucu elde edebilmek için her seferinde eritme ya da