Fehmi Cengiz

Fehmi Cengiz
@MrFehmi
Ömer Hayyam'ın Pergeli
Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz: İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende: Er geç baş başa verecek değil miyiz? Bir insan hem şair hem de matematikçi olunca böyle güzel bir rubai çıkıyor ortaya.
Sayfa 14
Aşk ve Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İktisat Siyaseti
Dönemin ikinci önemli özelliği, bu süre içinde sürekli yabancı yatırımları devletleştirme siyasetinin güdülmesidir. Bugün Türkiye yabancı sermaye arayan bir devlet olduğu için o dönem hükümetlerinin bu tutumu bize şimdi garip gelebilir. Unutmamak gerekir ki, emperyalizm, Sevr ile Türkleri sömürge halkından daha kötü bir duruma düşürmeye kalkışmıştı. Lozan’dan sonra da emperyalizmin azgınlığı devam ediyordu. Cumhuriyet’in yöneticileri biliyorlardı ki yabancı yatırımlar o devletin sömürgeci niyetlerinin bir köprübaşısıdır. Onun için yabancı demiryollarını, rıhtımları, su, elektrik, havagazı gibi kent hizmetine yönelik yatırımlarını sırası geldikçe, fırsat çıktıkça devletleştirmişlerdir. Dünya iktisat bunalımı da devletleştirme için uygun bir ortam sağlamıştır.
Sayfa 218 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Gençlik nedir?
Fazıl Paşa büyük kızgınlıkla Osmanlı Devleti’nin sorunlarını inceleyen uzun bir mektup yazdı ve yayımladı. Mektupta Türkiye’de “Genç Türkler”in varlığından söz ediyor ve Osmanlı dertlerinin çözümünün meşrutiyette olduğunu belirtiyordu. Böylece basın özgürlüğü anlamında hürriyetin ötesinde, meşrutiyet talebini de içeren bir hürriyet kavramı ortaya çıkmış oluyordu. (Gençlik sözcüğü Fransız İhtilali ülkülerine [özgürlük, eşitlik, kardeşlik] bağlılığı, feodalliğe, mutlak monarşiye karşıtlığı belirliyordu.) O dönemlerde Genç İtalya ve Genç Almanya hareketleri vardı. Atatürk de Cumhuriyet’i gençliğe emanet ederken herhalde bunu amaçlıyordu.
Sayfa 38·Kitabı okudu
Tarih
İbn Haldun Yasası
“Klasik” dediğimiz Osmanlı düzeni 16. yüzyılın ortalarından itibaren değişime uğradı. Değişime yol açan etkenlerden biri şudur: 5. İbn Haldun “Yasa”sının Etkileri: 14. yüzyılda Mısır’da yaşamış olan ve kimilerince toplumbilimin babası sayılan Tunuslu İbn Haldun, Mukaddime adlı yapıtında İslam tarihini inceleyerek çok dikkate değer sonuçlara ulaşmıştır. Ona göre bu toplumlar iki düzenin çatışmasına sahne oluyordu: medeniyet (medine, kent anlamındadır) ve bedeviyet (oymak ve boy olarak örgütlenmiş göçebe kandaş topluluklar). Bedeviler asabiyet denen yüksek bir dayanışma duygusu içindedirler. Savaşkan, dürüst, kaba insanlardır. Medeniler yerleşik, tarıma dayalı, kentleri olan topluluklardır. Medeni devletler sürekli bedevilerin saldırılarına uğrarlar. Zayıf düştükleri zamanlar bu saldırılara yenik düşerler, bedeviler devleti ele geçirirler. Böylece bedevi reisinin hükümdar olduğu yeni bir devlet ortaya çıkar. Bedeviler, yıktıkları devletin ülkesinde, kentlerinde yavaş yavaş medeniyeti öğrenirler. Medeniyetleri arttıkça, savaşkanlıklarını ve asabiyetlerini yitirirler. Dört kuşak sonra, yani 100-120 yıl sonra devlet, yeniden bedevilere yenik düşecek derecede yumuşamış olur. Tarih böylece tekrarlanıp gider. Niyazi Berkes’e göre Osmanlı Devleti “İbn Haldun tipi” bir devletti. Buna göre 100-120 yılda yıkılması gerekirken, bölgede yeterince güçlü bir akın yapabilecek bir bedevi topluluk kalmadığı için “doğal” bir sonu olamamıştır. Osmanlı Devleti’nin karşısındaki Avrupa devletleri İstanbul ve Boğazlar’ı içlerinden birinin kapmasını istemedikleri için Osmanlı Devleti’ni yıkmamışlar, sömürmekle yetinmişlerdir. Böylece Osmanlı Devleti, bir türlü ölemeyen yatalak ihtiyarlar gibi varlığını sürüklenerek sürdürmüştür. Hikmet Kıvılcımlı da Osmanlı Devleti’nin “İbn Haldun tipi” bir
Tarih