Hayat geçici şarap için. Yeni güne uyanırken şarabı es geçmeyin. Nasıl olsa ölücez küçük hesaplarla uğraşmayın şarap için. Bazen kendinizi kaybetmeniz gerekir bunun en iyi yolu da şaraptan geçer, için.
Keyifli okumalar :))
DörtlüklerÖmer Hayyam · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202127,8bin okunma
Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!
Yıllar önce okuduğum bir kitaptan bahsi de geçiyordu: Amin Maalouf'un Semerkat kitabı:
Titanik 14 Nisan 1912 gecesi Yeni Dünya'nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu…" Bu sözler Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf'un tarihi romanı Semerkant'ta geçiyor. Bahsi geçen kitap ise Rubailer(dörtlükler) Bu şiilein çok az sayıda kopyası olduğu bilinmekteydi o zamanlar . Ve günümüzde de süregelen bu eserlerin hangisinin Ömer Hayyam'a ait olduğu hakkında varsayımlar var olmaktadır. 1900'lerin başında Londra'da iki ciltçi, George Sutcliffe ile Francis Sangorski eskiden kalma kitap ciltleme zanaatını yeniden canlandırmaya çalışıyor, ciltlerinde kullandıkları zengin desenlerle tanınıyorlardı. Henry Sotheran adlı kitapçı onlardan eşi benzeri olmayan bir kitap sipariş etmişti. İki yıllık yoğun çalışmanın ardından 1911'de tamamlanan kitapta Ömer Hayyam'ın rubailerinin İngilizce yorumları yer alıyordu. Kitap 'Büyük Ömer' adının yanı sıra, ihtişamından dolayı 'Muhteşem Kitap' adıyla da tanınır olmuştu.Sotheran kitapçısı bu kitabı New York'a göndermek istiyordu. Ama Amerikan gümrüğünün talep ettiği yüksek gümrük vergisini ödemeyi reddettiği için kitap İngiltere'ye geri döndü.Bunun üzerine Gabriel Wells bir müzayedede kitabı 450 sterline satın
O bir anarşist o aykırı bir ruh hem deli hem veli.. dönen tekere çomak sokan biri o.. sofralardan tiskinen sofralardan şarap eksik etmeyen bir delişmen ruh...
Filozof, astronom, matematikçi kimliğinden ziyade şair kimliğiyle tanıdığımız Ömer Hayyam “rubai” denildiğinde akla ilk gelen isimlerden. Kitap, şairin rubai nazım şekliyle yazdığı şiirlerden günümüze ulaşanlarının Türkçeye çevrilmiş halinden oluşuyor. Hayyam, yaşadığı toplumda kabul gören herhangi bir kurala uymayan, diğer insanların belirlediği sınırlara bağlı kalmayan biri. Dünyayı, hayatı, insanları ve var oluşu kendisine dayatılan şekliyle değil kendi aklıyla bulmaya çalışıyor. Yazdığı rubailer yaşadığı dönemde kendisini oldukça zora sokuyor. Çünkü var oluşu sorgulamanın yanında ciddi manada yaratıcıya karşı bir isyan söz konusu şiirlerinde. Kitabı okuyacaksanız hayatınızda görmediğiniz kadar çok şarap kelimesi göreceğinize emin olabilirsiniz :) Okuyacaklara keyifli okumalar :)
<<<<Leyla isteyen kişi Mecnun olmalı;
Kendisinden de, dünyasından da geçmeli.
Sevenlerin sofrasına çağrılınca
Ben körüm, ben dilsizim demeli.>>>>
Ömer Hayyam'ı ve içinde yaşadığı İslamiyeti anlamakla geçen bir süreç oldu benim için bu kitabı okumak. Her zaman ortak kurallar olsa da ortak isimlerde buluşsak da farklı dinlere inandığımızı düşünüyorum. O kadar açık kapı gidilecek o kadar farklı yol var ki dinlerin içinde. Kişi ister istemez kendine özgü bir din yaşama şekli oluşturuyor.
Hayyam'ın da yolu, İslamı apayrı. Ben biraz divan edebiyatı biraz tasavvuf bilgimle ancak anlayabildiğim, aklımın erdiği kadar anladım onu. Fakat bu konularda bilgisi kısıtlı olan biri için şiirlerdeki anlamlar çok farklı yerlere çekilebilir. "Sarhoş, eğlence düşkünü, meyhaneden çıkmayan biri" bu tanımlar böyle uzar gider. Fakat onların şarap dedikleri zikir, sevgili dedikleri Allah, meyhane dedikleri dergah...
Devrinin bir dahisi olarak onu anlamanın kolay olacağını beklemiyordum fakat bazı dörtlüklerde öyle şeyler yazmış ki neden yazdığını çözmek çok güç. İnce ayarlar vermiş, bazılarında Allaha bile. Onun tam bir hiciv ustası olduğunu söylesek yanlış olmaz sanırım. Fakat Allaha neden kafa tuttuğunu çözemedim doğrusu. Şiirlerinin anlamını çözdüğümde en azında çözmeye çalıştığımda bazılarının anlamını kavrar gibi oldum. İşte o zaman gözümde parlayan ışığa, yüzümde oluşan tebbesüme engel olamadım.
Kitabı okurken aklımın bir köşesinde her zaman "Keşke Ömer Hayyam gibi bir kankam olsaydı" diye geçiyordu. Onunla arkadaşlık yapmak, sohbetinde bulunmak beraber vakit geçirmek kim bilir nasıl olurdu. Keşke onu görebilseydim. Kitabına diyecek hiçbir şeyim yok herkesin kesinlikle okuması gereken guzel dortlukler yer alıyor. Keyifle okuyacağınız bir kitap. Ayrıca 2020 kitap okuma hedefimi bu güzel kitapla tamamlamanin mutluluğunu yaşıyorum. Insallah okuduğum her kitap böyle güzel ve zevkli olur.
DörtlüklerÖmer Hayyam · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202127,8bin okunma
Ömer Hayyam'ı okuduğumda her zaman içimde şu duygu uyanır, ''duygular, düşünce yapısı, o kafa karışıklığı, aynı mantıksal yapı ve duyumsama." O kadar derinden hissederim ki şu soruyu sormadan geçemem: Ben mi oyum yoksa o mu ben, ya da aklın yolu ve duygusu hep aynı mı?
Ömer o noktaya gelmiştir ama oraya gelmenin yolculuğu çok uzundur. Ne müslüman ne ateist ne de başka birşey. Ömer Hayyam sadece aklın ve mantığın yolunu tutan, dinlere ve içeriklerine baktığı zaman tutarsız bulan ve onlara inanmayan ama bir yaratıcının var olduğunu mantığı ve aklı ile anlayan biridir. O da öldükten sonra bir yaşam var mıdır yok mudur sorgulama merakı içindedir, öldükten sonra ne olacağını düşünür durur. Bazen önceden inandıklarıyla serzenişte bulunur, çünkü bilinmeyenlere karşı hiç bir bilgi olmadığı için tekrar tekrar eski inandıklarına başvurarak mantığı ile çelişir: "Çalışarak kazanacaksam senin ne cömertliğin kalır?" sözü yaratıcının yüceliğine sığınma değildir, yani yüceltme sitemi, sen bunlardan da yücesin değildir ''bu mantıksız'' demektir ve bunalım içindedir. Zira bu anlamsızlık serzenişi onu o kadar bunaltmış, "madem duaya cevap vermiyorsun, başkaldırdım artık varsa bir işaretin göster" der. Bazen öldükten sonra sadece toprak olacağına kanaat eder ''öldükten sonrası belli değil, sen dünyada ne yaşayabiliyorsan yaşa mesajı verir'' bazen düşünür bir yaratıcı olması gerek ama suskunluğa çekilmiş durumda yeniden ona isyan bayrağı çeker. Cennet cehennem ölümden sonrası tam bir muammadır onun için, din öğretilerine inanmaz ki ''gidip de gören mi var'' der...
Kısacası aklı bu muammayı çözemez, öldükten sonra ne olacağını bilmez, eski inandıklarıyla da aklı arasında serzenişte bulunup durur çünkü onlardan başka bir açıklama yeryüzünde yoktur.
Tam 386 adet dörtlükten oluşan kitabımızla ilgili çok kısa bir inceleme yapacağım.
Öncelikle incelem Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları için olacak; kitabın içinde 3 adet önsöz mevcut ve bunların içinde mutlaka okumanız gereken ikinci önsöz bunun önemi orada şöyle bir ibarenin geçmesi "Hayyam'ın 1121-1122 yıllarında ölmüş, zamanında dörtlükleri, yıldızlar bilgisi, bir terazi buluşu... masallaşmış bir bilge olduğunu ve kendi eliyle yazılmış hiçbir yazısı bulunmadığını ve dörtlüklerinin ölümünden sonra şurda burda toplu halde ancak onbeşinci yüzyıldan kalma kitaplarda görüldüğünü" söylüyor.
Ayrıca dörtlüklerin kesinlikle hangisinin Hayyamın hangisinin Hayyamca başkalarının olduğu kesinlikle söylenemiyor. Çünkü dönemin baskıcı ve yeniliklere kapalı çağında düşünürlerin söylemeye cesaret edemedikleri şeyi Hayyam ağzından söylemeleri çok yüksek.
Bunu kendi gözlemlerimde de söyleyebiliyorum özellikle Tanrı ve yazgı ile ilgili şiirlerinde çok fazla tutarsızlık mevcut. Birinde Tanrıyı överken bir diğer şiirde yerden yere vurabiliyor.
Şiirler ağırlıklı olarak Şarap,kader, ahbap ilişkileri, sevgili üzerine. Lakin bazı şiirlerin Türkçe çevirileri, anlamlarını tamamen yitirmiş gözüküyor. Okuyunca çok saçma diyebiliyorsunuz.
Son olarak şarap sevmiyorsanız bu kitaptan sonra fikriniz değişebilir. Ona göre okumanızı tavsiye ediyorum.
Kitapla kalın dostlar. İyi okumalar.
Goethe bir şiirinde şöyle der:
Şairi anlamak isteyen
Onun ülkesinde bulunmalı
( Doğu Batı Divanı)
Şimdi "şiir"' 'i daha doğrusu çeviriye maruz kalmış şiiri biraz açmak istiyorum. Şiir çevirisi gerçek bir şiiri tekrar yazmak veya ruhunu deşmek gibi bir şeydir. Şiire sadakat mi yoksa ne pahasına olursa olsun okurla buluşturmak mı? Önemli olan hangisi? En kral dilbilimci dahi olsanız başka bir dilin şiirini kendinizden bir şeyler katmadığınız (düzeltme, ekleme yapmadığınız) sürece çevirisini yaptığınız şiiri ehlileştiremezsiniz. Zira şiir hem çok özgün hem de kendi dilinin ahengini barındırır. Şiir çevirisi yapılmasın mı o zaman? Hayır tabiki de yapılsın ve yapılacaktır da. Yoksa biz Pablo Neruda'yı , Louıs Aragon'u, Homeros'u nasıl tanıyacaktık? Onlar da Nazım Hikmet'i Cemal Süreya'yı vs...
Tek çözüm kalıyor geriye. (ki tam emin değilim) Çevirmenlerin maharetiyle mevcut şiirden çok az şey değiştirip veya ekleyip bunu başarmak. (Acemi bir çevirmen dünyayı şiire küstürebilir)
Şiimdi asıl konuya gelelim:
Dörtlükler(Rubailer)
Bu kitabı okurken nedense bir bakıma kendimi kadırılmış hissettim. Şiirlerin ona ait olup olmadığı belli olmayan bir kişinin varlığı ( veya yokluğu) yetmiyormuş gibi bir de arapça ve farsçadan türkçeye çeviri durumu, beni kitabın içine bir türlü çekemedi. Cümle sonlarında "zengin kafiyelerden" geçilmiyor ki yahu! Bu mümkün müdür? Oysa arapça farsça dillerinde yüklem çoğunlukla cümlenin ortalarında ya da başında olur! Yüklemi geçtim, sıfat ve zamirlerdeki benzerliklere ne demeli?
Örneğin şu dörtlüğe bakalım:
Dünyaya geldiler, coşup taştılar;
Güldüler,eğlendiler,anlaştılar;
Kir kadehte sızıverdiler bir gün
Ölüm uykusunda kucaklaştılar
Bu dörtlükteki kafiye (uyak) en az Ali Ağaoğlu kadar zengin! Cümle sonundaki "aştılar" zengin kafiye.
Merhaba..
Ömer Hayyam'a felsefe ve düşünce bakımından hayran olmamak elde değil. Aklını ve mantığını kullanarak yaratıcı ve evreni sorgulaması onu İslam Felsefesi dünyasında çok üst sıralara taşıyor..
Cesaretini takdir ettiğim nokta yaşadığı zamanda bu tür cesur rubailer yazıp o dönemin zihniyetine karşı gögüs germesi. Yani 11.yy'da yaşamış Ömer Hayyam ve İslamiyetin doğuşuyla arasında neredeyse dört yüzyıl kadar bir zaman söz konusu. Yeni yayılan bir din hakkında karşıt demeyelim de sorgulayan rubailer yazması çok cesurca doğrusu..
Bugün Rubaileri okuyan çoğu okur Ömer Hayyam'a karşı at gözlüğüyle bakmaktan daha üst bir tavır takınmış bulunmakta. Karşıt görüşleri benimsemek zorunda değiliz ve lakin saygı duymalıyız tabi ki bizim inancımıza karşı bir saldırı göstermiyorsa..
Rubaileri okurken aklıma Saramago geldi benim çünkü eserlerinde yaratıcıyı eleştiriyordu. Okumak sadece kendi mantık denizimizde yüzmek değil bambaşka okyanuslara açılarak bilinçlenmek ve daha büyük dalgalara daha büyük kulaçlar atmayı bilmektir. Sadece kendimiz gibi düşünen yazarları okuyacaksak neden okuyalım..
Kısaca felsefe kullanılarak çoğu insanın yapmaya korktuğu sorgulamaları ve kendisine taş atan kutsal inançların arkasına saklanarak türlü pislikleri yapan alimlere verdiği cevapların
kaleme alındığı Ömer Hayyam'ın Rubailer eseri tam bir başyapıttır.. Ve herkese tavsiye ederim.. Şimdiden keyifli okumalar dilerim..
Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim el-Hayyam veya Ömer Hayyam (Farsça: عمر خیام; d. 18 Mayıs 1048 - ö. 4 Aralık 1131), İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom.
Hayyam, Nişabur doğumludur. Yaşadığı dönemin ünlü veziri Nizamül-Mülk ve Hasan Sabbah ile aynı medresede zamanın ünlü alimi Muvaffakeddin Abdüllatif ibn el Lübad'dan eğitim görmüş ve hayatı boyunca her ikisi ile de ilişkisini kesmemiştir. Bazı kaynaklar; Hasan Sabbah'ın Rey kentinden olduğu Nizamül-Mülk'ün de yaşça Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'tan büyük olduğunu ve böylece aynı medresede eğitim görmediklerini belirtmektedir. Yine de Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk'ün ilişki içinde olduklarını inkar etmemektedir. (Kaynak: Semerkant-Amin Maalouf Amin Maalouf'un bu kitabında Hasan Sabbah ve Nizamül-Mülk ile Ömer Hayyam'ın ilişkisini ve hikâyelerini kurgulamış olabileceği de düşünülmelidir. Hayyam'ın kendi dilinden yazılı böyle bir açıklaması yoktur.)
Ömer Hayyam, birçok bilim insanınca Bâtınî ve Mu'tezile anlayışlarına dâhil görülür. Evreni anlamak için, içinde yetiştiği İslam kültüründeki hâkim anlayıştan ayrılmış, kendi içinde yaptığı akıl yürütmeleri eşine az rastlanır bir edebi başarı ile dörtlükler halinde dışa aktarmıştır.
Hayyam aynı zamanda çok iyi bir matematikçiydi. Üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı cebir adlı eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapçada "şey" anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolcaya "Xay" olarak geçmiştir. Bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi "x" olarak kullanılmaya başlamıştır. Binom açılımını ilk kullanan bilim insanıdır. Hayyam, genelde şiirlerindeki eğlence düşkünlüğünün belirgin olmasından dolayı rubaileri ile ünlenmiştir.
Geçmişte yaşamış birçok ünlünün aksine Ömer Hayyam'ın doğum tarihi günü gününe bilinmektedir. Bunun sebebi, Ömer Hayyam'ın birçok konuda olduğu gibi takvim konusunda da uzman olması ve kendi doğum tarihini araştırıp tam olarak bulmasıdır.
Rubailerinde; dünya, var oluş, Allah, devlet ve toplumsal örgütlenme biçimleri gibi hayata ve insana ilişkin konularda özgürce ve sınır tanımaz bir şekilde akıl yürüttüğü görülmektedir. Akıl yürütürken ne içinde yaşadığı toplumun ne de daha öncesi zamanlarda yaşamış toplumların kabul ettiği hiçbir kurala bağlı kalmamış, kendinden önce yaşayanların insan aklına koymuş olduğu sınırları kabullenmemiş, bir anlamda dünyayı, insanı, var oluşu kendi aklıyla baştan tanımlamış; bu nedenle de çağını aşarak "evrenselliğe" ulaşmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki Hayyam'ın yaşadığı dönem, kendisi gibi çağları aşan ve tarihin gördüğü en büyük düşünürlerden birini yaratacak sosyo-kültürel altyapıya sahipti. Kendi tarihinin belki de en aydınlık dönemlerini yaşayan İslam dünyasında felsefenin hak ettiği ilgiyi gördüğü, Selçuklu saraylarında ise sentez bir Orta Doğu kültürü (Türk-Hint-Arap-Çin-Bizans) oluşmaya başladığı bir dönemde yaşayan düşünür, böylece nispeten yansız ve bilimsel bir öğrenim görmüş, felsefeyi günah saymayan bir toplum içinde özgürce felsefe ile ilgilenebilmiştir.
Hayyam, aynı zamanda dünya bilim tarihi için de önemli bir yerdedir. Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri Takvimlerden çok daha hassas olan Celali Takvimi'ni hazırlamıştır. Okullarda Pascal üçgeni Fransız matematikçi Blaise Pascal'ın soyadıyla olarak öğretilen matematik kavramı aslında Ömer Hayyam tarafından oluşturulmuştur. Matematik, astronomi konularında dünyanın önde gelen bilim insanlarındandır. Birçok bilimsel çalışması olduğu bilinmektedir. Öklidi yorumlamıştır ve Horasan'da da bir yıldız evi vardır. Kendisi Yunan biliminin savunucusuydu ve İbn-i Sina'nin düşüncelerinin takipçisiydi.
Pek çok rubai ünü sebebiyle Hayyam'ın rubailerine karıştırılmıştır, bilinen kadarıyla rubailerinin sayısı 158'dir. Fakat kendisine mâl edilenler binin üzerindedir.
Ayrıca Ömer Hayyam için tarihteki ilk bilinen savaş karşıtı eylemci yakıştırması da yapılmaktadır.
Rubailerinin Türkçeye çevirisi birçok farklı çevirmen tarafından yapılmışsa da rubaileri Türk halkına sevdiren çeviri Sabahattin Eyüboğlu tarafından yapılmıştır.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Hayyam