1000Kitap Logosu
Dörtlükler

Dörtlükler

Rubailer

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
8.4
3.911 Kişi
14,3bin
Okunma
3.907
Beğeni
89,8bin
Gösterim
212 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 6 saat
Basım
Türkçe · Türkiye · İş Bankası Kültür Yayınları · 2006 (İlk yayınlanma: 1931) · Ciltli · 9789754586930
Diğer baskılar
Ömer Hayyam: doğum ve ölüm tarihleri çeşitli kaynaklara göre farklılık gösterse de, II. yüzyılın ortalarında doğduğu, 12. yüzyılın ilk çeyreği civarında öldüğü kabul edilen İranlı şair, felsefeci ve bilim adamı. Günümüzde ise, daha çok "rubai" türünün yaratıcısı olarak kabul gören Hayyam'ın dörtlükleri, Türkçe'ye Yahya Kemal ve Abdülbaki Gölpınarlı başta olmak üzere pek çok kez çevrildi. Sabahattin Eyüboğlu'nun çevirisi de, bunlar arasında en sevilenlerinden biri. Sabahattin Eyüboğlu (1908-1973), Hasan Âli Yücel'in kurduğu Tercüme Bürosu'nun başkan yardımcısı ve Cumhuriyet döneminin en önemli kültür insanlarından biriydi. Tek başına ya da "imece" birlikteliğiyle yaptığı çeviriler, Hayyam'dan Montaigne'e, Platon'dan Shekespeare'e hep, dünya kültürünün doruk adlarındandı.
8.4
10 üzerinden
3.902 Puan · 550 İnceleme
marie sklodowska
Dörtlükler'i inceledi.
216 syf.
Sensiz içilen şarap haram Ömer Hayyam!
Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur! Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir. Şiirlerinin çoğunda çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir: ‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem: Kadehten başka şeye el uzatmam. Şaraba taparmışım, evet, taparım: Ama senin gibi kendime tapmam.’’ Dizelerini okurken şarap içesiniz gelir. Öyle güzel konuşur ki ağzınız sulanır, boğazınız yanar. Oturup Hayyam’la karşılıklı birer kadeh içmek, şiirler söylemek istersiniz. Şarabı sanki bir sevgiliyi anlatır gibi anlatır. Ona göre şarap haram değildir, ama içmesini biliyorsanız. Şarap onun Tanrı’sıdır, ölüp bedeni toprağa karışınca toprağından testi yapıp içtiğidir, İblis’in eğer içseydi Adem’in önünde secdeye yatacağıdır, Muhammed Mustafa’nın hamlara haram kılıp olgunlara helal kıldığıdır, içip içip kendinden geçtiğidir, içip içip kendini bulduğudur, mahşerde meyhanenin önüne gömüldüğüdür, uğruna cenneti reddettiğidir, o acıya ne tatlılar feda ettiğidir, üzüm kanı akıttığıdır, sevgiliyle kendinden geçtiğidir, ölünce yıkandığıdır, insanın testisi olduğu candır, yürekteki sıkıntıyı alandır, adının kötüye çıktığıdır, bir kerpici de olsa satıp içtiğidir, benlik kaygısını sildiğidir, beyindeki düğümleri çözdüğüdür, Tus saraylarına bedeldir, yıkık gönüllerin mimarıdır, kendinden geçtikçe kendine geldiğidir, her kadehi devirdikçe ayıldığıdır, yarın toprak onu güle kavuşturmadan elinin özlediği kadehi kavradığıdır, onunla dirilmek istediğidir, bir güzelin sunduğudur, dünya zehirlerinin panzehridir, Tanrı’nın haram kılıp da cennette vaat ettiğidir, bir damlasına Çin’i verdiğidir, bir yudumunu bütün dinlerden üstün tuttuğudur, dünyada ondan başka ‘’hoş’’ un olmadığıdır, içini doldurduğudur, günüdür güneşidir, aklını aldığıdır; kısacası her şeyidir! Dizelerini okurken sevgiliyi sevesiniz gelir. Onun gül yüzüne bakasınız gelir. Onu bir şarap gibi içesiniz, onunla dünyaya dalasınız gelir. O sevgili ki yüzü Çin güzellerini kıskandırır, bakışı büyüde Babil şahını devirir, yanağı Ağustos gülünü bastırır, yakut dudakları kızıl kızıl yanandır, güzelim kokusu cana can katandır, onunla içilen şarap helal, onsuz içilen su haramdır, tarak gibi diş diş olup da yüreğine batıp da yine saçına dokunduğudur, şarap içip güzel sevdiğidir, Ay gibi olan pırıl pırıl gülendir, güzeller bayram günü süslenir, sevgilinin yüzüyse bayramları süsler, elini elinden çekemediğidir, onunla dirilmek istediğidir, derdi derman edendir, yüzü canının kıblesi olandır, uğruna kara gözlü hurileri reddettiğidir, asla ayrılmadığıdır. ‘’Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz; İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende: Er geç baş başa verecek değil miyiz?’’ Hayyam ve Hayyam gibiler sevgiliden ayrılamazlar. Ne kadar ayrı gözükseler de, tek noktaya mıhlıdırlar. Eninde sonunda baş başa verirler. Bir tek bedenleri vardır, tek vücut olurlar. ‘’Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin; Şimdi: Çekil önümden diye ferman edersin; Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez; Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?’’ Hayyam ve Hayyam gibilerinin Kabe değildir kıblesi, sevgilinin yüzüdür. Öyle bir şeydir ki o yüz, uğruna secde edilir, ibadet edilir, dua edilir. O canın kıblesidir, onsuz yön şaşılır, ayetler unutulur. ‘’Bir batman sarap, bir buğday ekmeği; Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili; Daha ne istenir bilmem şu dünyada: Padişah daha iyisini bulabilir mi?’’ Hayyam için bunlar yeterlidir. Dünyadan pek fazla bir şey beklemez çünkü insana sadece bunların yeteceğini bilir. Gerçekten de öyle değil midir? Nice insanlar, padişahlar, tüccarlar, işçiler, hamallar, zenginler, fakirler geçmiştir. Bu dünya kime kalmıştır? Ecel gelince başa, fısıldayınca perdenin ardından, bu dünya kimseye yar olmamıştır. Kimsenin sarayı, hanesi, parası, pulu, mevkii, makamı, koltuğu yanına kalmamıştır. Herkes toprağa karışmış, mahşeri beklemeye koyulmuştur. O yüzden dünyada yaşamalıdır, şarap içmelidir, sevgiliyle koyun koyuna olmalıdır, mahşere dek sızıp kalmalıdır. ‘’Şu dünyada üç beş günlük ömrün var, Nedir bu dükkanlar, bu konaklar? Ev mi dayanır bu sel yatağına? Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?’’ ‘’Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak; Elimin özlediği kadehi kavramak. Her zerrem nasibini almalı dünyadan Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.’’ ‘’ Bir su,bir damla suymuşuz,bele düşmüşüz; Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz; Yarın yel savuracak toprağımızı İçelim;hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz’’ Dizelerini okurken Tanrı’ya çatasınız, sitem edesiniz, bazen de dua edesiniz gelir. O Tanrı ki Hayyam’ın kafa tuttuğudur, meyhanede buluştuğudur, şarabı haram etmesine sitem ettiğidir, arayıp göklere çıktığıdır, sonra içinde bulduğudur, kaybettiğidir. Tanrı nerededir, ne yapıyordur? O’nu aramaktan dünyanın başı derttedir. Ne zengine görünür, ne fakire görünür. O konuşur da biz sağır mıyızdır, o görünür de vardır da biz kör müyüzdür? Öldürmek de yaratmak da O’nun işidir, bu dünyayı gönlünce düzenleyendir. Hayyam kötüyse kabahat kimdedir, Hayyam’ı öyle yaratan O değil midir? Ne yapacağını yazan O değil midir, demek ki günah işleten de O’dur. Öyleyse cennet cehennem nedir? Dünyada günah işlemeyen var mıdır? Günah işlemeden yaşanır mı? Hayyam’a bu yüzden kötü deyip kötülük edecekse Tanrı, Hayyam’dan ne kalır farkı? Tanrı niye gizlenir kimselere görünmez, bazen de renk renk dünyalarda görünür yüzü? Kendi kendine sevişmek değil midir O’nunki. Seyreden de O’dur, seyredilen de O’dur çünkü. Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olmak istediğidir, yüz yıl günah işleyip de bilmek istediğidir. Günahlar mı sonsuzdur, yoksa O’nun rahmeti mi? Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olduğudur. Günahı var diye tasalanmaz, dertlere düşmez. Günah olmalıdır ki, Tanrı bağışlasın. Yoksa rahmet neye yarar günah olmayınca? Tanrı, karanlık içindeyken ışığını aradığıdır. Rahmetinden ötürü günah işlemekten korkmadığıdır. Azığı O’ndandır, çaresiz kalmadığıdır. Mahşerde lütfuyla ak pak olursa yüzü, kara defterine aldırmadığıdır. Tanrı Hayyam’ın sitem ettiğidir. Cenneti ibadetle kazanacaksa, Tanrı’nın bu işte ne cömertliği kalır? Dizelerini okurken iki yüzlü din adamlarına, para uğruna dini kullananlara sövesiniz gelir. Hayyam onlara bir güzel çatar, siz de alkış tutarsınız. O iki yüzlü softa ki, şarap içenleri kınayandır, şarap içmem diye övünüp her türlü haltı yiyendir, sabaha karşı aşıkların iniltisi onun ezanından güzeldir, onun kitabını minberini tutmayı bırakıp kadehten elini çekmediğidir, hırkasına tespihine postuna seccadesine Tanrı’nın kanmadığıdır, dünyayı bilmek isteyenlere, Yaradan’ın sanatı peşinde olanlara taş atandır, aklı fikri abdest bozan şeylerde olandır, görüldüğü gibi olmayandır. ‘’ Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın; Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın. Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen? Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?’’ ‘’ İçin temiz olmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun, kaç para! Hırka, tesbih, post, seccade güzel Ama Tanrı kanar mı bunlara?’’ Daha eleştirdiği birçok şey var Hayyam’ın. Ama bunlar en çok ağırlık verdiği konulardı. Hayyam’ın dizeleriyle kendi yorumlarımı karıştırdım. Bu kadar sade ve mükemmel anlatılır mı bir düşünce… Bana kalırsa şair dediğin böyle olmalı. Açık seçik anlatmalı, asi olmalı, kafa tutmalı, bazen alaya almalı, bazen gülmeli, bazen düşündürmeli. Şiir de usta da değilim, görüş bildirmek ne haddime… Fakat Ömer Hayyam’ı okuyunca insan, iki kelam etmeden geçemiyor. Kitabı kesinlikle okuyun derim, oradan buradan dörtlüklerini açıp okumak yerine bir yerde bulunsun. Bir gün mutlaka işimiz düşer. Yanınıza bir kadeh şarap da alın ham değilseniz eğer, bir de gül yüzlü sevgili, için şarabı ve sevgiliyi, takmayın bu gelip geçici dünyayı… Dinleyin ne diyor Hayyam: ‘’ Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin, Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin; Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.’’
Dörtlükler
8.4/10
· 14,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
29
343
Mikail Balcı
Dörtlükler'i inceledi.
216 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
Dörtlükler - Ömer Hayyam
Hayyam'ın rubailerini üniversite yıllarımda çok duymuştum. Bu sitede de o kadar çok okundu ki kendim de okumak, eseri yakından tanımak istedim. Ömer Hayyam; aşk, ölüm, dünyanın gelip geçiciliği, cennet - cehennem, yarı iman edenler gibi konuları dizilerinde başarıyla işlemiş. Rubai tür itibariyle de akıcılığa uygun. Dizeler akıp gidiyor okurken. Ancak şunu ifade etmeliyim ki herkesin hoşnut olacağı dizeler yer almıyor içinde. Bu nedenle bakış açısı oldukça önemli eser için. Özellikle ilk sayfalardan itibaren "şarap" konusu dörtlüklerde önemli yer tutuyor ve ortalama iki üç dörtlükten birinde geçiyor diyebilirim. Düşünce ve hayat görüşü ne olursa olsun bana haddinden fazla kullanılmış gibi geldi. Dini kavramlara da farklı bir bakış açısı var şairin. Bunları hesaba katarak esere başlamanızı öneririm. İş Bankası tarafından basılmış. Hacimli sayılmayacak bir eser. Kendinizi verirseniz aynı gün içinde dahi rahatlıkla bitirebilirsiniz. Anlama ortak olmak adına birkaç güne yaymanızı öneririm ama. Okuma sürecimde hoşuma giden dörtlüklerden hayli paylaştım. Birkaç tanesini buraya ekleyerek incelememe son vermek isterim: Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam? Ben haramı helâlı karıştırmam: Seninle içilen şarap helâldir, Sensiz içtiğimiz su bile haram. Bir geldi mi derin ölüm uykusu, Biter bu dünyanın dedikodusu. Ölenden bir haber bekler insanlar: Ne söylesin. Bilmez ki ne olduğunu! Niceleri geldi, neler istediler; Sonunda dünyayı bırakıp gittiler; Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi? O gidenler de hep senin gibiydiler. Bu dünya kimseye kalmaz, bilesin; Er geç kuyusunu kazar herkesin. Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela Sonunda yok olacak değil misin?
Dörtlükler
8.4/10
· 14,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
89
Batu
Rubâiler'i inceledi.
248 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Hayyam'ı Okuma Rehberi(msi)
Başlığı fazla iddialı yazdığımın farkındayım. Elbette bir profesör değilim, hiçbir uzmanlık iddiam yok. Sadece farklı kaynakları araştırmış biri olarak Ömer Hayyam'ı dilimin döndüğünce anlatmak istedim. Hem, biraz da biz "clickbait" yapalım, değil mi? Ömer Hayyam (1048-1131), hayatının büyük kısmını bugünkü İran'a bağlı Nişabur kentinde geçirmiş. Yaşadığı yıl aralığına dikkat ediniz, 80 yılı aşkın bir ömrü var (bunu neden belirttiğimi daha sonra anlayacaksınız). O dönemde Selçuklu Devleti'ne bağlı bir coğrafyada yaşayan Hayyam, çoğu okurun bildiğinin aksine, yaşadığı dönemde şair kimliğiyle ön plana çıkmamış. Dönemin antolojilerinde ("tezkire" demek daha doğru olacaktır) adına rastlanmadığı gibi tarihi kitaplarda bir astronom ve bilim insanı olduğu yazmaktaymış (o öldükten 100 yıl kadar sonra bu durum elbette değişiyor, yavaş yavaş ismi duyuluyor). Gerçekten de, tarih bilgisi olanlar da beni onaylayacaktır ki; kendisinin ilmî yönü oldukça kuvvetli. Celalî takvimini meydana koyan kurulun başında Ömer Hayyam var. Ölümünden sonra kendisine ait geometri, matematik, cebir notları bulunmuş. Pekala, bunlara rağmen neden şairlik kimliğiyle ön plana çıkıyor, bu durum ne zaman değişmeye başlamış? Yanılıyor olabilir ama, araştırmalarıma göre 20.yüzyılın başına değin edebî alanda Hayyam'ı bilen kişi sayısı fazla değil. Cüveyni'nin Tarih-i Cihangûşa adlı kitabında birkaç beyit ona atfedilmiş (Hayyam öldükten yaklaşık 70 yıl kadar sonrasında). Yıllar ilerledikçe özellikle İran coğrafyasının tarihçileri Hayyam'a daha çok yönelmeye başlamış. Hayyam, tarihçiler sayesinde bugün tanınan bir rubai yazarı haline gelmiş. İşin özünde edebiyatçılar pek de yok. :) Kendi devirlerinden önceki birçok şaire atıflarda bulunan Osmanlı şairleri, Firdevsi, Sadi-i Şirazi gibi isimlerin eserlerini yeniden yorumlarken veya şiirlerinde göndermeler yaparken Hayyam'a pek dokunmamış. Fuzuli, Baki, Nedim gibi usta şairlerin divanlarını okudum ve Hayyam'ın ismine rastladığımı hatırlamam. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bu sebeplerin bir teori olduğunu ve kesinlik belirtmediğimi hatırlatayım: 1- Hayyam'ın şiirleri sandığımız kadar edebî değildi. Onun rubailerini değerli kılan edebi söz oyunları değil, dine ve dinin sömürülmesine karşı çıkmasıydı. Biçimden çok içeriğin orijinalliği ve radikalliği okurun beğenisini kazandı. Burada şöyle bir sıkıntı devreye giriyor: Divan edebiyatı başta olmak üzere İslam coğrafyasının edebiyatı istisnalar haricinde hiçbir zaman içerik orijinalliğine veya güzelliğine önem vermedi (20.yüzyıla değin). Aynı mazmunlar, kelime seçimleri yapılarak padişaha kaside sunmaktan öteye maalesef ki geçemediler. Bir nebze orijinal söyleyişi olan şairler de zaten himaye altına alındı ve popülerleşti. Popüler olanların da adını pek duyuramayanların da yaptıkları aslında çok farklı değildi. Bu sebeple Hayyam, biçimden çok anlattığı mesaja önem verdiğinden ötürü geride kalmış olabilir. 2- Hayyam yazdığı rubaileri döneminde hiçbir şekilde çoğaltmak istememiş olabilir. İçine kapanık biri olarak bilinen Hayyam, pek gezen tozan, dışadönük biri değilmiş (doğduğu şehirde ölmesi, tesadüf eseri değilse buna bir kanıt olabilir). Belki tepki çekmekten korkmuş olabilir, belki de çekinik yapısından ötürü yayınlama gereği duymamış olabilir. 3- Hayyam'a atfedilen rubailer, hiçbir zaman Hayyam tarafından kaleme alınmamış olabilir. Afalladığınızı düşünüyorum :). İran ve Arap şiir ekolünde mahlaslar vardır. Şairler kendine uygun gördüğü mahlasla şiirler kaleme alır. Bundan ötürü birden fazla mahlas farklı coğrafyalarda görülebilir. Kimisi gördüğü bir şairden etkilenir ve mahlasını alır, kimisine hocası verir, kimisi de şans eseri başkasıyla aynı mahlası alıvermiş olur. Mesela, yapılan çalışmalarda en az 5 farklı Yunus Emre tespit edildi. Bunları kaleme alan müstensihler (kaleme geçiren kişiler) çok farklı dönemlerde ve farklı üsluplarla yazmışlar. Hiçbiri birbirine benzemiyor. Demek ki "Hayyam" mahlası, tek bir kişi tarafından kullanılmamış olabildiği gibi bir başkası tarafından yaratılmış da olabilir. 4- Çok sanmamakla birlikte, Hayyam yazdıklarından ötürü baskılanmış olabilir. Buna dair herhangi bir kanıt yok ve epey yaşlı vefat ettiği biliniyor. Yazdığı şiirlerin radikalliğinden ötürü "mobbing" diyebileceğimiz bir baskının oluştuğunu çok sanmıyorum, zira o dönemde öyle bir şey olsaydı direkt kellesi giderdi :). Kendisi bizzat uğramamış dahi olsa, başka şairler Hayyam'ı okudukça fazla radikal bulup ondan uzak durmuş da olabilir elbette. Saydığım sebepler çoğaltılabilir; fakat işin özünde Hayyam'ın döneminde popüler bir şair olarak bilinmediği az çok ortada. Rubailerinin zamanla yayılan bir ünü var ve hangi rubainin ona ait olduğunu kestirmek çok güç. Kendisine atfedilen birçok sahte şiir her dönem mevcut olmuş (En meşhuru: "Al cenneti çal başına" isimli şiir). Şunu unutmayınız ki Hayyam rubai yazdı, rubailer belirli vezinlerle ve tek bir kıtadan oluşur. Upuzun şiirleri Hayyam'a atfetmek çok mantıksız. Bunun dışında küfür kıyamet şiirler de zannımca hiç ona ait gibi durmuyor. Peki, Hayyam gerçekten bir dinsiz bir alkolik miydi? Hayyam'ın dinsizliğine dair yorum yapmak elbette çok güç. Eğer gerçekten bu şiirleri yazdıysa, pek de imanlı biri olmadığını düşünüyorum. Şarap konusuna gelince. Düşünüldüğü kadar "alkolik", "meyhaneden çıkmayan" biri olmadığı da az çok ortada. 80 yılı aşkın yaşadığını söylemiştim, elbette "kanıt" denecek kadar bir durum olmasa da bu alkolikliğin ihtimalini bir nebze azaltıyor. Bunun dışında sarayla ve dönemin alimleriyle sık çalışan bir ilim insanından bahsediyoruz. Bu kadar içseydi büyük ihtimalle bu çalışmalara çok da vakti kalmayacaktı. "Şarap", Fars edebiyatında yeri oldukça fazla olan bir metafor. Rindçe bir yaşamı, Avrupalıların "bohem" dediği hayata benzer bir konfor alanını temsil ediyor. Doğrudan "dini hükümlere aykırılık" söz konusu olsaydı, divan edebiyatında pek de şair kalmazdı. Gerçekten içip içmeyenini de maalesef ki padişahlar dışında bilemiyoruz. Kimisi sembolik olarak kullanmışsa da elbette gerçekten içeni de vardır, dediğim gibi Hayyam'ın en azından alkol bağımlısı olma gibi bir ihtimali benim gözümde fazla yok. Hayyam'ı okuyacaksanız, tavsiyemdir ki tek bir kaynaktan okumayın. İş Bankası yayınlarından ibaret kalmasın okumalarınız. Ben Asaf Halet Çelebi (ki kendisi divan edebiyatına ve Farsça'ya hakim bir şairdir) çevirisinden de okudum (Kapı Yayınları). Tek tek bütün yayınlara bakmadım ama, çevirisine güvendiğiniz farklı yayınlardan karşılaştırarak okumanızı öneririm. Bunun dışında sadece bir şiir çevirisi olmayan, Hayyam'ın derinlikli yönü ve hayatına dair bilgiler veren Sadık Hidayet'in Hayyam'ın Teraneleri adlı kitabını da öneriyorum. Hayyam kesinlikle çok değerli bir insan. Tek temennim, duyduğunuz her Hayyam'a atfedilen şiire anında inanmamanız yönündedir.
Rubâiler
8.4/10
· 14,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
12
Sema
Dörtlükler'i inceledi.
216 syf.
·
3 günde
Şaraba kafayı takmış biri,ama keyifle okudum.Cogu söyledikleri yanlış gelse de inancıma dogru olan hoşuma giden yerleri de vardı. Kısa sürede okunabilir.
Dörtlükler
8.4/10
· 14,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
27