Büyük insan toplulukları kendilerini besleyecek besin bulamazken ve çocuklar açlıktan ölürken bizim yiyip içip keyfimize bakmamıza hiçbir zaman alışamayacağım. Hiçbir zaman en zengin ve en güçlü olan adamları aynı zamanda paraya ve güce en aç olanlar olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Ve neden yineleyen şu savaşlar, tüm bu kin ve yıkmak tutkusu. Neden Tanrı bizi dünyaya attıktan kısa bir süre sonra üstümüze çullandı? Eğer dünyayı anlıyor olsaydık onun parçası olamazdık, biz ki kendimizi anlamaktan aciziz..
Kaybolmanın onun için olanaksız olduğunu anlamıyordu. Anlaması çok zordu çünkü tanıdığı herkes ona yaklaştıklarında belirivermek ve yanında olmadıklarında çok kolaylıkla yok olmak gücüne sahiptiler. Yalnızca o yok olamıyordu. Nerede olsa, hep kendisiyle birlikteydi, bu da kimsenin tahmin edemeyeceği bir biçimde cesaretini kırıyor ve umutsuzluğa düşürüyordu onu.
Her sabah kendini aynı bulmanın bıkkınlığı, oysa gece yolculuğumuzda bin bir kılığa girmiştik, bin bir macera yaşamıştık, bütün yaşlarımızdaydık, yitirdiklerimizi ve ölülerimizi canlandırmıştık. Gecenin aydınlığı ile gündüzün, aslında çok da az olan aydınlığı arasındaki bu ara zaman, kim olduğumu bilmediğim bu zaman silinip gidecek; kendimi gözden yitirmişken, işte aynanın karşısında hoyratça kendime döndürülüyorum: "Koca adam, bu sensin. Dün de sendin, yarın da sen olacaksın." Ayna evresinin eğlenceli olduğunu öne süren sahi kimdi! Ayna alaycıdır. Aşksızdır, acımasızdır..
Ben sanki hiçbir sey olmamış gibi, sanki gecenin düşleri üzerlerinde hiçbir iz bırakmamış gibi, üzerlerinde hiç etkisi olmamış gibi yataktan çıkar çıkmaz yere sağlam basanları kıskanırım..