Fırat

Puan vermedi·214 syf.··
2020 26. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2020 22:10
Kitap, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ikinci basıma özgü yazmış olduğu, eseri ve kendisi hakkında ağır eleştirilere aynı perdeden cevap verdiği uzun uzadıya bir önsöz yazısıyla başlıyor. Yazıldığı dönemde hatırı sayılır bir ün kazanan eser; 'Köy hayatını küçümseyip köylüye tepeden bakmak' gibi ağır ithamlarları da beraberinde getirmiştir. Doğrusu ben, Türk Edebiyatı'nda yazarların birbirine giydirmek için 'kalem kavgasına' düştüğü, sözcüklerin birer mermi gibi kullanıldığı bir dönemde tirajda olan 'Yaban' a getirilen bu eleştirileri olağan görüyorum :) Belki de İstanbul'da yetişmiş, deyim yerindeyse son Osmanlı aristokratlarından olan Y.K. Karaosmanoğlu'nun yabancısı olduğu Anadolu' ya bakışı bazı kesimlerce egzotik bulunmuş olabilir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ne de olsa acının, çaresizliğin merkezinden gelen bir Yaşar Kemal değil! Dolayısıyla yazar, eserini eleştiren bu zümreye kitap içindeki bazı bölümleri alıntılayarak "Siz beni eleştire durun! Halk beni anladı. Anladı ki kitabın ikinci baskısı geliyor" dercesine cevap niteliğinde ki bir önsöz yazısı kaleme almayı lazım görmüş. Tarih derslerinde ve ya tarih kitaplarında ağırlıklı olarak medeniyetler, savaşlar ve arkasından gelen antlaşmalarla karşılaşır dururuz. İnsan ve içinde yaşadığı toplum yaşantısı geri plana atılmış olgulardır. Hâlen tarihteki halkların gündelik yaşamı hakkında sağlam fikirler edinebilmiş değiliz. Dolayısıyla bu eseri benim açımdan önemli kılan unsur, şartlarını çok iyi kavrayamadığımızı düşündüğüm Milli Mücadele Dönemi'nde ki toplum yaşantısına ayna tutmuş olmasıdır. Evet, Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden Sakarya Savaşı'nın sonunu kapsayan zaman diliminde Anadolu' da ki bir köy hayatını, Ahmet adlı başkahraman üzerinden işleyen toplumsal bir romandır 'Yaban'. İstanbul'da yetişmiş
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·432 syf.··
2020 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2020 17:36
Bu kitap, uzun ömürlü ve güvenilir bir motosiklete sahip olabilmek için optimum ekzoz ayarlarından, çeşitli elektrik aksamlardan, jant tellerinin nasıl sıkılması gerektiğinden, yol şartlarına göre iyi bir amortisör ayarının nasıl yapılacağından ya da orijinal parça kullanımının gerekliliklerinden elbette BAHSETMİYOR :) Anlayacağınız bu kitap için oluşturulacak bir inceleme yazısına 'İsminden de anlaşılacağı üzere' diye bir giriş yapmak pek olası değil. Tüm bunların yanında kitap kapağında gizlenmişcesine küçük bir yer işgal eden alt başlık --'Değerlerin Sorgulanması'-- ben bir felsefe kitabıyım diye kulağımıza bir fısıltı bırakıyor. Nitekim zamanla kült haline dönüşmüş bu kitap, yoğun tahliller içeren bir felsefe denemesi olarak kabul görmekte . Fakat her şeye rağmen otobiyografik bir roman olduğunu da söyleyebiliriz ki ben de böyle düşünüyorum. Kitabın içeriğine geçmeden önce yazar hakkında edindiğim birkaç satır bilgiyi paylaşmak istiyorum. Çeşitli dallarda eğitim almış bir Felsefe Profesörü Robert Pirsig. Eğitimi gibi gündelik yaşamı da renkli olan Pirsig, askerlik görevini Kore Savaşı'nda bulunarak tamamlamış. Üniversitede Retorik dersleri veren başarılı bir akademisyenken elektroşok tedavisi görecek kadar büyük sinir krizleri geçiren profesör daha sonra kariyerine teknik yazar olarak devam etmiş. Fakat benim asıl dikkatimi çeken şey, küçük botuyla köpek balıklarına yem olma pahasına Anlantik boyunca gezmeyi korkusuzca hobi edinmiş olmasıydı :) Çılgın bir adammış. Oğlu ve iki arkadaşıyla tam 17 gün süren motosiklet yolculuğuna çıkıp bu yolculuk üzerine kurgulamış kitabı Robert Pirsig. Çılgın bir adam dedik bir kere, Amaç varmak değil gezmektir ve tâbi düşünmek... Bu yolculuk esnasında kendi felsefi yaklaşımını ortaya koyan yazar alt beni 'Phaedrus' eşliğinde
Felsefe
Zen ve Motosiklet Bakım SanatıRobert M. Pirsig · Ayrıntı Yayınları · 20221,546 okunma
Savaş; yok olmaktır !
Puan vermedi·225 syf.··
2020 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2020 12:50
Savaşı bizzat yaşamış, savaş karşıtı Erich Maria Remarque tarafından yazılmış olması ve Yaşar Kemal'in kitap hakkındaki etkileyici sözleri; savaşların haber kanallarında birinci sıradan yer edinmeye devam ettiği şu günlerde, bir klasik olarak nitelendirebileceğimiz bu kitabı okumam için gayet makul sebeplerdi. 19 yaşındaki bir çocuğun gözüyle, savaşın görünmeyen ya da gizlenmiş yüzünü tüm çıplaklığıyla sergileyiyor Remarque. Bu amansız mücadelede burjuvazinin ve onun kirli politikalarının piyonu haline dönüşmüş gencecik insanların psikolojik yıkımlarının çığlığı niteliğindeki tarih sahnesinde, sadece ölülerin savaşın sonunu gördüğünü; hayatta kalmayı başaranların hasar görmüş zihinlerinde hâlâ amansızca savaşmaya devam ettiğine tanıklık ettim. Bir grup asker üzerinden idealist beyinlerin, savaşmaya -yok etmeye nasıl evrildiğini, insanların birbirine ne denli düşman edilip uzaklaştırıldığını anlatan bu kitap, faşist düşüncelerle yoğrulan 'savaş' kültürüne aslında hep birlikte günlük hayatımızda nasıl hizmet ettiğimizi düşünmeye itti beni. Ellerinde kılıçla TV başında savaş naraları atarak Diriliş Ertuğrul izleyip akan her kandan sonra çayını zevkle yudumlayan amcalarımız vardır bizim. Öldürmenin verdiği haz, yorucu bir haftanın tüm olumsuz etkilerini o çoraklaşmış beyninden silip atarken, bir köşede uykulu gözlerle ödev yapan çocuklarına öldürmenin gerekliliği üzerine yaptığı şiddet övücü konuşmaları da işin trajikomik tarafıdır. Sonra oyun konsollarında ilk sırayı öldürmeyi korkunç meşrulaştıran savaş oyunları alır. Bu oyunlarla, ölmeden öldürebilmeyi öğrenen ve bunun bir kabiliyet unsuru olduğuna kendini inandırmaya başlayan bir çocuğun idealist bir doktor olup ölümle yaşam arasında kalmış hastasını hayata döndürmesini bekleriz. Ayrıca hiçbir eğitim sisteminin içinde
Garp Cephesinde Yeni Bir Şey YokErich Maria Remarque · Everest Yayınları · 20224,053 okunma
Toplumsal sevgisizlik, aleni bir VAHŞET çağrısıdır!!
Puan vermedi·128 syf.··
2020 19. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2020 22:26
Sevgisizlikle büyümüş ve toplumun her kesiminden dışlanmış Zebercet adındaki bir adam üzerinden, iletişimsizliğin ve yabancılaşmanın doğurduğu vahşetin, yalın ama oldukça cüretkar bir anlatımla dramatize edildiği bir eser okudum. Zebercet, itilmiş olduğu yalnızlığıyla işlettiği Anayurt Oteli'nde dış dünyaya tamamen kapılarını kapatsa da stabilize hayatını değiştirecek bir sevgi arayışı içerisindedir. Nitekim gecikmeli Ankara treniyle oteline kısa süreliğine konuk olarak gelen bir kadın -bir tutam sevgi afyonundan koklatarak- sevgiye aç bu adamın tüm dengesini bozup dışarıya adım atmasına sebep olur. Fakat adım attığı yer Zebercet gibi toplum tarafından kabul görememiş bir adam için uçurumun kenarıdır. Yeni doğmuş bir bebek kadar yabancısı olduğu dünyanın türlü kötülükleriyle ve tüm iğrençlikleriyle tanışması; onu dış dünyaya daha da yabancılaştırır. Derinleşen yalnızlığı, küçüklüğünden beri bilinçaltında yatan sevgisizlik ve hor görülmenin beraberinde getirdiği şiddetli iç çatışmalar Zebercet'i en nihayetinde şiddete başvuran bir caniye donüştürür. “İnsanları geçimsiz yapan sevgisizliktir. Birbirine düşman eden iletişimsizliktir. Güzellikten yana ne varsa yok eden ilgisizliktir.” (Konfüçyus)
1000Kitap
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337bin okunma
Ömer Hayyam-Dörtlükler inceleme yazım
Puan vermedi·212 syf.··
2020 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Eylül 2020 14:16
Ömer Hayyam'ı bilmeyenimiz yoktur. Peki nasıl biliriz? Meçhul yaşamı ve rubaileri doğu bilimciler tarafından hâlâ araştırılan Ömer Hayyam, basmakalıp düşüncelerin, çeşitli ideolojik görüşlerin, kitapların, filmlerin hatta devlet politikalarının bir figürü haline dönüşmüş; bazen sapkın bir sarhoş, büyük bir isyankar olarak nitelendirilirken, bazen de büyük bir filozof olarak tanımlanmıştır. Doğrusu insanların hakkında birçok farklı görüşü serdedip birbirleriyle çetin bir ihtilaf içinde oldukları başka bir adam tanımadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Kitap, Çevirmen Sebahattin Eyüboğlu'nun kaleme aldığı üç farklı önsöz yazısı ile başlıyor. Okunan her kitaba önsözle başlamak mühim bir mesele. Kaldı ki yukarıda belirttiğim üzere kendisi ve rubaileri bunca yıldır çeşitli komplo teorilerinin etkisi altında yoğrulan bir adam, benim gibi yazının şiir şekline oldukça yabancı biri tarafından okunuyorsa Sebahattin Eyüboğlu'nun doyurucu bilgiler içeren önsöz yazısının çok daha mühim bir işlev kazandığı görüşündeyim. Kitaptaki tüm Rubailer, çevirmenin de belirttiği gibi Ömer Hayyam'a aitliği konusunda tartışmasız bir kesinlik barındırmıyor. Ancak çevirmen tüm bunlara rağmen kuşkuculuktan uzak bir şekilde rubailere yaklaşmanın daha doğru olacağı görüşünü savunuyor. Dolayısıyla ben de böyle başladım: sürekli karşıma çıkan, birkaçını ezbere bildiğim Hayyam'ın bu tartışmalı rubailerine. Bu arada ne yazık ki kapsamlı bir şiir tahlili yapacak birikimde olmadığımı kabul edip eserin içeriği ve genel teması üzerine izlenimlerimi ve beni sürüklediği noktayı yazmayı uygun gördüğümü belirtmek istiyorum. Totaliter rejimin hüküm sürdüğü bir devlette 'halk' dediğimiz topluluk köleliği yaşama tutunmak için bir hediye olarak kabul etmişken, içlerinden Ömer Hayyam denen bir adam çıkıp bu
1000Kitap
DörtlüklerÖmer Hayyam · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202127,9bin okunma