Kitap, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ikinci basıma özgü yazmış olduğu, eseri ve kendisi hakkında ağır eleştirilere aynı perdeden cevap verdiği uzun uzadıya bir önsöz yazısıyla başlıyor.
Yazıldığı dönemde hatırı sayılır bir ün kazanan eser; 'Köy hayatını küçümseyip köylüye tepeden bakmak' gibi ağır ithamlarları da beraberinde getirmiştir. Doğrusu ben, Türk Edebiyatı'nda yazarların birbirine giydirmek için 'kalem kavgasına' düştüğü, sözcüklerin birer mermi gibi kullanıldığı bir dönemde tirajda olan 'Yaban' a getirilen bu eleştirileri olağan görüyorum :) Belki de İstanbul'da yetişmiş, deyim yerindeyse son Osmanlı aristokratlarından olan Y.K. Karaosmanoğlu'nun yabancısı olduğu Anadolu' ya bakışı bazı kesimlerce egzotik bulunmuş olabilir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ne de olsa acının, çaresizliğin merkezinden gelen bir Yaşar Kemal değil!
Dolayısıyla yazar, eserini eleştiren bu zümreye kitap içindeki bazı bölümleri alıntılayarak "Siz beni eleştire durun! Halk beni anladı. Anladı ki kitabın ikinci baskısı geliyor" dercesine cevap niteliğinde ki bir önsöz yazısı kaleme almayı lazım görmüş.
Tarih derslerinde ve ya tarih kitaplarında ağırlıklı olarak medeniyetler, savaşlar ve arkasından gelen antlaşmalarla karşılaşır dururuz. İnsan ve içinde yaşadığı toplum yaşantısı geri plana atılmış olgulardır. Hâlen tarihteki halkların gündelik yaşamı hakkında sağlam fikirler edinebilmiş değiliz. Dolayısıyla bu eseri benim açımdan önemli kılan unsur, şartlarını çok iyi kavrayamadığımızı düşündüğüm Milli Mücadele Dönemi'nde ki toplum yaşantısına ayna tutmuş olmasıdır. Evet, Birinci Dünya Savaşı'nın bitiminden Sakarya Savaşı'nın sonunu kapsayan zaman diliminde Anadolu' da ki bir köy hayatını, Ahmet adlı başkahraman üzerinden işleyen toplumsal bir romandır 'Yaban'.
İstanbul'da yetişmiş