Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum.
Dünya yüzünde hiç umut kalmamıştı sanki. Gitgide kabaran hiçlik sularının orta yerinde dikilen yalnızca bir küçücük kaya. Tek sahici şey buydu: kendisi. Kabaran umutsuzluk selleriyle çevrili bir küçük kaya. Geri kalan her şey hiçlikti. O şimdi kendi içerisinde tek başınaydı, kaskatı ve umursamaz.