Aramızdakı bu dikenli tellere rağmen, içgüdüsel duygular öylesine kök salmış, kendisinden bir türlü umudu kesemediğimiz bir annenin esinlediği o dini dehşet duygusu oyle dallanıp budaklanmıştır ki, o yüce yanılgımız, yani sevgimiz, yaş ilerleyip de annenin yargılandığı gün gelene dek sürüp gider, o gün geldiğinde çocukların misillemeleri başlar, geçmişin hayal kırıklıklarından kaynaklanan, bu hayal kırıklıklarının beraberinde getirdiği balçıksı tortuyla artan kayıtsızlıkları mezara dek sürer.
Acımasızca cezalandırıldım. Hem de korkunç bir ceza! Yıldızlara olan aşkından dolayı alay konusu oldum ve annem akşam bahçede kalmamı yasakladı. Zorbaca yasaklar çocuklarda bir tutkuyu yetişkinlerde olduğundan daha çok perçinler; çocuklanın yetişkinlere kıyasla, kendilerine karşı konulmaz çekicilikler sunan o yasaklamadan başka bir şey düşünmeme gibi bir üstünlükleri vardır. Yıldızım yüzünden sık sık dayak yedim. Derdimi kimseye açamadığımdan, çocukların bir zamanlar ilk sözlerini dile getirdikleri, şimdiyse ilk düşüncelerini dile getirdikleri o huzurla iç cıvıldamanın ortasında ona acılarımdan söz ediyordum. Yaşamın sabahında edinilen izlenimler yürekte derin izler bıraktığı için, on iki yaşına geldiğimde okul çağında, tasvir edilemez hazlar alarak onu izlemeye devam ediyordum.