Çok okunan okunduğundan çok tartışılan, taraflara sebep olan bir kitap “Çavdar Tarlasında Çocuklar”. YKY tarafından çıkarılan bu kitabın adı ‘’... büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’ pasajından gelmektedir ancak kitap ismi İngilizce’den bire bir çevrildiğinde Çavdarlıktaki Yakalayıcı’dır.
Kitapta 16 yaşında Holden adlı bir ergenin tedavisi esnasında hastalığından önceki dönemede yaşadığı üç günü anlatılıyor. Holden’ın prestijli bir okul olan Pencey’den başarızlığı sonucu atılması okulda geçirdiği son günü, hocasıyla vedalaşması, New yorka gelişi ve burada başına gelenler genel olarak kitabın olay örgüsünü oluşturuyor. Salinger kitabında başına buyruk, sorumsuz, güçsüz bir o kadar farkında ve bilinçli karma karışık ve sorusuna cevap bulamayan* bir karakter çiziyor. Kitabın sonu anılara flashbackin sonlanmasıyla bitiyor. Holden kitabın son cümlelerinde hayatında bize anlatacak daha bir çok zırvalıklarının olduğunu ancak canının anlatmak istemediğini söylüyor. Bu bölümde Salinger tarafından kitapta söylenecekler kadar söyleyiş biçiminin önemli olduğunun mesajının net bir şekilde verildiğini düşünüyorum.
Kitabın tartışmaya neden olan bir yanı Salinger’in yani Holden’ın söyledikleridir. Yaşadığımız dönem için rahatsız edici söylemleri olmasa da 1950ler