Hayatta biribirlerinden böyle kesin olarak ayrılmış bölümler mi vardır? İşte bir kişi: yiyor, içiyor, düşünüyor, duyuyor, seviyor, seviniyor, ağlıyor… Yerken sevmiyor mu? Duyarken düşünmüyor mu? Onda, biri bilim yolunda gidip doğruyu, öteki sanat yolunda gidip güzeli arayan iki kişi mi var? Yooo…
Bir kişiyi böyle ikiye, üçe ayırmanın yanlışlığını görmüyor musunuz? Bir kişiyi ikiye, üçe bölemezsiniz de hayatı, biribirlerine dayanan, biribirlerinden çıkan sorunlarının hepsiyle bir bütün
olan hayatı konulara ayırabilir misiniz sanıyorsunuz?…
Günümüzün okurları anlamak, öğrenmek, önlerine konulan düşünceler üzerinde tartışmaya girmek için okumuyorlar; ellerine aldıkları dergide, betikte kendiletinde bulunan düşünceleri, duyguları arıyorlar. Bunun için de soruyorlar: "Bu yazar ne yandandır?" Kendi bulundukları yandan ise güvenle, beğeneceklerini önceden bilerek okuyorlar; kendi bulundukları yandan değilse yazısına bakmıyorlar bile...
Geçmişin soğuk eli, atalarımızın mezarından çıkıp boğazımıza sarılarak bakışımızı tek bir geleceğe yönlendirir. Doğduğumuz andan itibaren hissettiğimiz o el yüzünden, bunu varoluşumuzun doğal ve kaçınılmaz bir parçası sanırız. Bu nedenle nadiren kendimizi sarsıp özgür kılarak başka gelecekler tasavvur ederiz.