Hayatın tamamı bir alıntı derlemesidir, diye düşünüyordu. Ve hemen peşinden de aklına şöyle bir soru takılıyordu: Peki ama onun editörlüğünü, eleştirisini kim üstlenecek?
Kendi yüzyılı romanın dibini oymak için kazma vazifesi görmüş, en değerli romancılar hiç kimsenin kendilerini takip etmemesine, türün yok olup gitmesine karar vermişlerdi. Bu idam hükmü karşısında, zaman içinde birbirini izleyen ve aynı derecede belirgin iki temyiz teşebbüsü oldu: Bunlardan ilki, türün büyüklüğünü korumaya çalışsa da olumsuzdu ve özünde hükme boyun eğiyordu; yine karara karşı çıkmayan diğeriyse, olumluydu ama ufkunu çok mütevazı bir mesafeyle sınırlandırıyordu. Birincisi aşırı edebi, boğucu ve laf kalabalığıyla kendi kendini tüketen bir deneysellikte can çekişti; ikincisi -ki o da romanın ölümüne ilki gibi içtenlikle ikna olmuştu-, güveninin ihanete uğradığını gören bir aşık misali, öykü ve novella gibi daha cılız türlere sığınmıştı ve bu sıska muadiller vasıtasıyla insan yaşamının ve gerçekliğin her türlü esir alma arzusuna kucaklayıcı ve kapsayıcı bir biçimde karşı çıkmaktaydı