(...) hiçbir şekilde aralarına karışamıyor, beni saran bu yoğun kitleden kopuk bir şekilde suyun üzerindeki bir yağ damlası gibi tek başıma yüzüyordum.
Bir sabah aynada şakaklarıma düşen ilk kırlarla karşılaştım ve gençliğimin artık beni bırakmaya hazırlandığını anladım. Fakat başkalarının gençlik dedikleri şey benden çoktan geçip gitmişti zaten. (...) bu vedalaşmayı da özel bir acı duymadan atlattım, çünkü kendi gençliğimi bile yeterince sevmiyordum. Duygusal donukluğum kendime karşı da geçerliydi.
(...) bir de bütün olay en fazla altı saatlik bir zaman dilimini kapsadığı için (...)
(...) esasen önemsiz, küçük olay benim için o kadar etkileyici oldu ki, o olağanüstü gecenin üzerinden dört ay geçtikten sonra bugün bile hâlâ içimi kor gibi kavuruyor ve yüreğimdeki o duyguyu koruyabilmek için bütün ruhsal güçlerimi yoğunlaştırıyorum.