Bir erkek bir kadınla evlenmeye karar verdiğinde neden kadının da buna dünden razı olduğunu düşünüyor? Niçin insanlar kadınların bu hayattaki tek gayesinin “evlilik” eylemini gerçekleştirmek olduğunu zannediyor? Evlenmek ya da EV’lenmek bir kadını bekar kadınlardan üstün hale mi getiriyor? Biz neden hala bu yüzyılda bu soruyu soruyoruz?
Hiç düşündünüz mü neden erkekler şaşalı, gösterişli ve tüm (aslında kendilerine ait küçücük) dünyaya duyururcasına evlilik teklifleri yapıyor? Ya da bazı kadınlar neden böyle evlilik tekliflerine gıpta ile bakıyor?
Peki ya erkekler neden evlilik teklifleri karşısında sanki karşısındaki kadına dünyayı sunmuş, cennetten arsa satmış, onu sanki yarı-insanlıktan tam-insana taşıyacak bir lütufta bulunmuş gibi hissediyor? Neden? Neden?
Biz kadınlar, tek gayemiz evlenmek mi yani? Hiç başka hayalimiz amacımız ya da dümdüz yaşama isteğimiz yok mu bizim?
Bir kadının bir evlilik teklifini reddetmesi hayatının hatası mı yani?
Kitapta tabii ki özellikle evlilik teklifinin reddi üzerinde durulmuyor yanlış anlaşılma olmasın lakin, değinmek istediğim çok çok mühim bir nokta var: Salome bu yüzyılda bile niçin Nietzsche’nin ve Freud’un evlilik tekliflerini reddeden kadın olarak anılıyor?
Neden yazdıklarıyla, yaptıklarıyla, duruşuyla anılmıyor? Bir kadını yücelten tek nokta erkekler tarafından beğenilmek ve beğenilmesine rağmen onları reddebilecek güce sahip olmak mı? Salome’nin Feniçka’sından anladığım kadarıyla, insanların bu yüzyılda kendisinin böyle andığını görse aklını kaçırırdı.19. yüzyılda feminist bir duruş sergilemeye çalışan kadın bir yazarsın ve (kesin olmasa da) dünyadaki ilk kadın psikanalistsin, 21. yüzyılda bile hala senden bahsedilirken kurulan ilk cümle Nietzsche ve Freud’u reddeden kadın oluyor. Ne büyük hakaret… Ne büyük utanç… Lakin