17. Yy Hollandasında Lalere tutkuyla bağlı Cornelius van Baerle 'nin siyah lale yetiştirmesini konu alıyor. Entrika, Aşk, tutku, umut, esaret, ve kıskançlık çok güzel işlenmiş.
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Absürt bir kitap ağzı biraz bozuk ta hem ama okuması da bence çok keyifliydi. Beni en fazla güldüren kitap olabilir hatta. Bunca absürtluğün içinde katıldığım, üzüldüğüm, hayatın gayette içinden bulduğum çok şey de vardı
Yarım işleri pek sevmem o sebeple son 100 sayfadır da hem kitapla hem kendimle mücadele verdim ama 207. Sayfada yarım bıraktım, kendime daha fazla bunu yapmaya hakkım yok bence.
Üzülerek söylüyorum ki. Bende bu yazarda, bu üslupta pek olmadı.
spoiler...
Amerikada Büyük Buhran'da Oklohomada insanlar topraklarını bankalara ipotek eder, sonrasında da üst üste gelen kuraklık ve kum fırtınalari gibi felaketler yüzünden borçlarını ödeyemez durumuna gelirler ve topraklarına bankalar el koyar. Binlerce kişi ortada kalır ve topraklarından göç etmeye zorlanır. Bu insanların ellerine ulaşan ilanlarda California daki bereketli topraklardan ve iş imkânlarından bahsetmektedir. Joad ailesi de California daki portakal ağaçları arasında bulunan bereketli topraklarda çalışmak, beyaz bir evde oturmak, kimbilir belkide para biriktirip bir süre sonrada bunlara sahip olmak hayali ile binlerce kişi gibi yola çıkar.
Aldıkları bir arabadan bozma kamyonetle alabildikleri eşyaları ile birlikte yola çıkarlar. Diken üstünde yapılan, zorlu bir yolculuğun sonunda California'ya varırlar ve asıl trajedi burdan sonra başlar....
California yemyeşil toprakları ve çeşit çeşit meyveleri ile karşılarındadır ve bu topraklarda çalışacak işçi ihtiyacından çok daha fazlası yine bu topraklara çağrılmış olduğu gerçeği ile karşılaşırlar. Sebebi ise çok açık; ucuz iş gücü. Sürekli bir iş bulmanın rüyasını bile göremeyen bu insanlar zaten bir yaz sezonu için çalışıp para biriktirmek ve başını bir çatı altına sokabilmek için adeta birbirleriyle yarışır ve sonunda günlük karın tokluğuna çalışacak duruma düşerler. Birde karnı aç olan insanın yapabileceklerinden korkan büyük toprak sahipleri ise bu insanların örgütlenmelerini önlemek için aynı yerde bir kaç gün üst üste kalmalarını bile önlerler, sendika kurma çabalarına felan hiç girmiyorum.
Sonuç: Açlıktan ölen adamlar, kadınlar ve çocuklar...
Bitti mi tabiki hayır, havalar soğumaya, yağmurlar yağmaya başladığında ise açlığın sefaletin yanında kuru ve sıcak bir yerde kalmanın nasıl kıymetli olduğunu
Doğanın ve İki farklı iyi insanın kötülerle olan savaşlarının romanıydı.
Bu iyi insanlardan biri, radikal fikirleri yüzünden kiliseden ayrılmak zorunda kalan, gerçek hayatın iyi ve kötü yanlarıyla mâbetlerin dışında seyrettiği fikrinden hareketle, kendini bile isteye kötülüklerin içine atan bir papaz. Kitabın bu kısmı bende biraz yavaş ilerledi. İyilik felsefesi çok fazla Hristiyanlıkla iç içe geçmişti o sebeple ben pek sevemedim.
Öte yandan da, dönemin Kırgız siyasetinde yine radikal sayılabilecek fikirleri olan, çalışkan, dürüst, işinde gücünde bir çobanın kalbi kıskançlık ve kötükle dolu insanlarla olan yaşadıklarını anlatıyor.
Tabi bu insanlar hayatın içinde akıp giderken dişi kurt Akbar ve onun eşi Taşçaynar ile yollları bir şekilde kesişiyor. Burdan sonra olanlar bana yine Aytmatov'un şu sözünü hatırlattı.
'Dünyada adalet yoktu ve hiç olmayacaktı.'