Anatole France'ın ünlü öyküsünü bilirsiniz: İki köylü birbiriyle sürekli didişip durmaktadır. Biri çıkıp nedenini merak eder ve köylülerden birine sorar: "Ne diye komşundan nefret ediyor, onunla boğuşuyorsun hep?" Köylü yanıtlar: "Mais il est de l'autre côte de la riviere!"
("Ama onlar ırmağın karşı kıyısından")
...
İnsanların kendilerinde görmeye bir türlü yanaşmadığı ne varsa, hepsini komşularında gördüğü açıkça ortadaydı.
Karşıdan gelenin çok da bir önemi yok aslında. Ya da benim için hiçbir önemi olmamıştı; herkes, silkinip hayata tutunmam için bir vesileydi, o kadar. Olur da dokunursak, ilişmek olacaktı yaşadığımız ve esintisiyle, nefes aldığım yavruağzı hafiflik artık ağırlaşacak, kalbimin sağ üst köşesine lüzumsuz bir kaya gibi oturacak, aklımı gereksiz sorularla oyalayacaktı. "Neden, niçin, niye?" sorularının topunun çıktığı benzer kapıyı, sunturlu aklım bir türlü susturamayacaktı.
Yürüyerek buldum bu evin kapısını
Geri dönmelere ikna etsin diyeydi
Uzun yürüyüşler;
Şıngırdamadı da cebimdeki iğneler
Unutuverdim seni
Nereye gittiğimi
Sonrasında,
Küf yeşili işte