“Boş yere söyleyecek söz aradı: Sözlerin hepsi kurşun gibi ağır, hepsi kulağa sahte metal sesi gibi geliyordu. Tek bir anının yaşattığı acının karşısında onların ne ağırlığı olabilirdi ki?”
“Ne varacağı yeri ne de yolun sonunu düşünüyor, yürüyor ve yürüyordu. Çünkü nasıl ki yaşlı, dalları kurumuş ağaçlarda çiçekler tutundukları kabuğa yalvararak vurur ve o da çiçeklerin taze gücünün ışığa fışkırmasına izin verirse, onun uzuvlarını da yeni ilkbaharın çekimi etkiliyordu.”
"Bana bir an Nihat Abi gerçekten de cevap verecekmiş gibi geldi. Böyle durumlarda edeceği bir iki fiyakalı laf mutlaka olurdu. Muhabbet belli bir kıvama geldi mi sözü usulca ona bırakmak gerekirdi. Ama Nihat Abi yoktu. Yanımızda değildi. Belki de kısa bir süre sonra gökyüzündeki o güzel orkestraya katılacaktı. Bizse hastane odasında çene çalan iki salaktık."