Kitabı okuyanlar tarafında kitapla ilgili çok farklı düşünceler mevcut. Çok beğendiğini söyleyip, neredeyse nefret edende var. Ben kendi anladığımı ve kitapta gördüklerimi yazmak isterim belki de yardımcı olabilirim okurlara.
Kitaptan ilk anladığım feminist bir metin olması. Kitabın başından sonuna kadınların domine ettiği hikayeler var. Aşı geçen bütün erkekler bir ya da birkaç yönden kadınların etkisi altında ve hikayede kenar süsü olarak kullanılmış. Bu açıdan ben çok beğendim çünkü zamanının ötesinde ve insanın gözüne sokmadan, bütün kadınsı duyguları anlatıyor.
Daha sonra alt mesajlara girdiğimizde karşımıza bir anti faşist metin çıkıyor. Yazar bir savcı edasıyla bayan Brodieyi soruşturuyor, en sonunda bir hakim gibi yargılayıp cezasını veriyor. Hayatı boyunca dik durmuş, güzelliğiyle fark yaratmış, insanlara tepeden bakmış, insan sevgisi hiç olmayan ülküleri için çocukları oyun hamuru gibi büken gerekirse eski sevgilisinin kucağına atmayı planlayacak kadar bir megaloman olan ve her gezisinde Mussolini, hitler güzellemelerini el altından dağıtan kadını yalnızlığa ve hiçliğe mahkum ediyor. Bütün günahlarını gören ama değerlendiremeyen en güvendiği öğrencisi, sonunda görüyor ve kadından nefret eden güruha, bir öğrencisini faşist franconun yanında savaşmaya göndermesini öğrendikten sonra bayan brodieyi teslim ediyor. Mükemmel bir sembolikte anlatımla bayan brodienin aslında nasıl bir faşist lider gibi çevresini yönettiğini anlatan ayrıca feminist altyapısıyla, atlamalı zaman örgüsüyle, bilinç akışı yöntemiyle harika bir kitap.
Benim en çok sevme sebebim ise anlattığını düşündüğüm çok büyük toplumsal gerçeklere (faşizm, Feminizm, megalomani gibi) kitabın hiç manifesto içermeden yazılması. Manifestolardan sıkılan biri olarak bu dolaysız anlatıma, mesaj içerecek