Ölüm ve İnsan
İnsanın hikâyesinde en acı dönemin genellikle ölüm zamanı olduğu düşünülür. Bütün bir hikâyenin sonunun bağlandığı o an, insan, tüm istek ve arzularından sıyrılıp en yalın haliyle kalır. Gösterişsiz, makyajsız, hazırlıksız, tedbirsiz ve en doğal hali ile…
Ölümün bu denli soğuk yüzünde kurulan hikâyelerin/romanların, sıcak ilişkiler ikliminde nefeslenmesini tahayyül etmek ve beklemek maalesef olanaksızdır. Böyle bir hikâyenin/romanın insanı mutlu sona götürmesi, ancak, imkânsızı olduracak yine bir imkânsız tasavvur ile mümkündür. Kısaca ifade edersek, ölüm ile başlayan bir şey insana bir mutluluk ve sevinç fısıldamıyor.
-Çile Kırgını
Ayşegül Genç’in kaleme aldığı Çile Kırgını adlı eser, bir ölüme şahitlik ile başlayıp yine o şahitlik minvalinde son buluyor. Ölüm derken, salt bir ölümden ziyade, yazarın ele aldığı husus, tanık olunan bir cinayettir.
İşitme ve konuşma becerisini bir kazada yitiren Beşir, okumak için Somali’deki köyünü terk etmiş Hassan, bir evliliğin iki yarısı Suat ve Ayla, bu evliliğin meyvesi Nilüfer, Beşir’in babası Bahri bey, Otelin Muhasebecisi Mustafa, yardımsever Musa ve esas kız Leyla… Roman bu karakterler ile(Bahri Bey hariç) maktulün vurulmasını konu alan cinayete bir şekilde şahit olmalarını anlatıyor.
Dil kullanıcılarına göre yeniden kurgulanırken, olay döngüsü genellikle cinayete kadar olan süreci kapsıyor. Zaman bu anlamda her bölümde üstte verilen tarih ile netleştirilmiştir. Bu netleştirmenin aslında muhasebecinin dilinden düşülen birer not olduğu da eserin sonunda, yine muhasebeci Mustafa tarafından belirtiliyor.
-Her İnsan, Birden Fazla Hikaye…
Leyla yalnız bir kızdır. İdeali ve ufku Musa’nın kalbine düşürdükleri ölçüde derin ve duyguludur. Afrika’ya gitmek, mazlumların sesi olmak ve onların mutluluğu ve huzuru için