Şahsına münhasır

Şahsına münhasır
Göründüğüm, yansıdığım , yazılarımdan anlaşıldığım.gibiyim. Ne eksik, ne fazla. 01.02.24 [K&M]
Türk Dili Ve Edebiyatı
114 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Bazen tam da hüznün yeri ve zamanıdır ama durup kalmana, o duyguyu yaşamana izin vermeyen şeyler vardır. Bir adım gitmeye mecalin olmasa da harekete geçmek zorundasındır. Ne çok hüznümüzü böyle ayaküstü yaşadık, hep sonradan ağırlığı çöktü kalbimize.
Reklam
“insan ayırmaksızın göstermiş olduğumuz gayretin geri dönüşlerine olan inancımızı yitirmiş, dahası, dost bildiklerimizden fayda görememenin yorgunluğuyla yaşam nehrinin orta yerinde yığılmış vaziyette olduğumuz malumunuzdur.”
اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِۚ Yoksa Allah’ın onlar için hazırladığı tuzaklardan emin mi oldular? (Araf Suresi 99. Ayeti Celilesi) MEKR: Karanlık, gizli, hissedilmeyecek hîle ile diğerini ızrara (zarara sokma, ziyana uğratma) çalışmaktır. Allâh’ın mekri lûgatten ma’ruf olan şer mânâsıyla değil, ona ceza olan ve müşakele tarikiyle mekir denilen bir hayırdır. Hattâ mekr-i ilâhi mekir yapanlar için bile hayri tazammun eder. (Elmalılı Tefsiri)
BİR KUŞUN NASİHATİ
Tâbiînden İmâm Şa‘bî (rah.) şöyle nakletti: Adamın biri küçük bir kuş yakaladı. Kuş, “Şimdi bana ne yapmak istiyorsun?” diye sordu. Adam, “Kesip yiyeceğim.” dedi. Kuş: “Ben, senin ne et ihtiyacını giderebilirim ne de karnını doyurabilirim. Bunun yerine sana üç öğüt vereyim ki; bunlar senin için, beni yemenden daha hayırlıdır. Ancak bunlardan birini senin elindeyken, diğerini bir dala konduktan sonra, sonuncusunu da daldan yükseldiğimde söylerim.” dedi. Adam, “Söyle bakalım.” deyince, kuş: “Elinden kaçırdığın dünyalık şeyin hasretini çekme!” dedi ve adam kuşu bıraktı, “Hadi ikincisini söyle.” dedi. Kuş, dala konunca: “Olması imkânsız bir şeyin olacağına inanma!” dedi ve daldan uçtu. Bu esnada da: “Ey bedbaht! Beni kesseydin, karnımdan, her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın.” dedi. Kuş bunu der demez adam hayıflanmaya başladı ve “Hadi üçüncüyü de söyle.” dedi. Kuş: “Sen daha şimdiden iki öğüdümü unuttun. Üçüncüyü söylesem neye yarar! Sana demedim mi? Elde edemediğin dünyalık şeyin hasretini çekme, olması imkânsız bir şeyi de olacak diye bekleme! Ben; gövdem, kanadım ve kemiklerimle yirmi miskal gelmem. Yirmi miskal ağırlığında iki inci, karnımda nasıl olabilir?” dedi ve uçup gitti. İşte bu, âdemoğlunun ne kadar tamahkâr (açgözlü) olduğuna bir misaldir. Tamahkâr olmak, insanı, hakikati görmekten meneder. Hattâ olmayacak bir şeyi, olacakmış gibi gösterir.
Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır. Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye, Bir anlık eğlence için servetini tüketmeye, Bir zamanlık mevkî için el ayak öpmeye, İnsanları ezip geçmeye, Günlük menfaatler için onurunu terk etmeye, Bir kısım insanlara kızıp tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat!