Şahsına münhasır

Şahsına münhasır
Göründüğüm, yansıdığım , yazılarımdan anlaşıldığım.gibiyim. Ne eksik, ne fazla. 01.02.24 [K&M]
Türk Dili Ve Edebiyatı
114 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Hasan-ı Basrî (rahimehullâh) buyurdu ki: لولا ثلاث ما وضع ابن آدم رأسه لشيئ: الفقر, والمرض, والموت “Eğer fakirlik, hastalık ve ölüm olmasaydı; insanoğlunun kibirden başı eğilmez olurdu.” Sa’îd bin Cübeyr (radıyallahü anh) buyurdu ki: “Fir’avn çok uzun bir ömür sürdü. Bu zaman zarfında kötü bir şey görmedi. Eğer bu zaman içinde bir gün açlık, yahut bir gece hastalık çekseydi, rubûbiyyet (ilahlık) iddiâsında bulunmazdı. Büyük laf etmez ve ebedî felâkete düşmezdi. Kendisine bir kötülük, eksiklik isâbet etmedi. Hep iyilik ve itâat gördü. Bütün bunlar, Allahü teâlânın, istidrâc olarak, ona verdiği şeylerdi. (istidrâc: Allahü Teâlâ’nın bâzı kimselere sapıklıklarını arttırmak ve sonunda şiddetle cezâlandırmak için nîmetler, parlak tâlih ve baht vermesi.) İmâm-ı Gazâlî hazretleri Kimyây-ı Saâdet kitabında buyuruyor ki: “Fir’avn’ın ilâhlık iddiâsında bulunmasına, herkesin kendine tapmasını istemesine sebep; asırlar görüp, uzun müddet yaşaması, bu zaman içinde, bir kere başının ağrımaması ve ateşinin olmaması idi. Bir kere başı ağrısaydı, o saygısızlık hatırına gelmezdi.”
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
NÜKTE: Tembelin Kabul Ettiği Teklif!
Tembel bir adam, bir arkadaşına misafirliğe gitmiş. Ev sahibi evde tek başına olduğundan yemek vakti gelince biraz et ve pirinç çıkarıp tembele demiş ki: Şu eti sen doğra, ben de gidip ocağı yakayım. Seninle, bir etli pilav pişirelim, olmaz mı? Ben et doğramasını bilmem. Öyleyse şu pirinci ayıkla. O da elimden gelmez!    Ev sahibi, hepsini kendi yapmış. Yemek piştikten sonra, demiş ki: Kalk, bari sofrayı kuruver. Birader, sofrayı nasıl kurarlar, onu da bilmem!    Ev sahibi, sofrayı da kendisi kurup tabakları koyduktan sonra: Gel, yemek yiyelim, deyince tembel, o anda yerinden fırlayıp sofraya oturmuş: Her teklifini reddettim. Bunu da reddedersem olmaz, gücenirsin, demiş.
فَإِنَّ أَمَّارَتِي بِاالسُُّوءِ ماَ اتَّعَظَتْ مِنْ جَهْلِهَا بِنَذِيرِ الشَّيْبِ وَالْهَرَمِ Gerçektende her zaman fenalık ve günah emreden nefsim koyu bir cahil olması nedeni ile, Ölümün yaklaştığını hatırlatan saç ağarması ve ihtiyarlığın korkutmasından da nasihat alıp uyanmamış ve kendine gelememiştir.
أَمْ هَبَّتِ الرِّيحُ مِنْ تِلْقَاءِ كَاظِمَةٍ وَأَوْمَضَ البَرْقُ فِي الظَّلْمَاءِ مِنْ إِضَمِ Yahut Medine tarafından (Allah Rasulü’nün tatlı kokusunu getirip sana koklatan)bir rüzgar estiği için mi? (Böyle Allah Rasulü (sav)’ nün aşkı ve muhabbeti ile kendinden geçmiş olarak , kanlı yaşını tutamadan ağlıyorsun ) Yoksa Allah Rasulü’ nün çoğu zaman vakitlerini geçirdiği Medine yakınındaki Izam dağından karanlık gecede çakan şimşek mi çakıp, Nübüvvet Nuru seni mestetti de böyle ağlamana sebep oldu ?
أَمِنْ تَذَكُّرِ جِيرَانٍ بِذِي سَلَمِ مَزَجْتَ دَمْعًا جَرَى مِنْ مُقْلَةٍ بِدَمِ Ey biçare gönül; Selem ağaçlarının süslediği vadideki komşuları (Rasülü zişanı) hatırladığın için mi , gözlerinin ak ve karasından akan yaşı kan ile karıştırmaktasın’’