Bazen bir şeye odaklanmış görünürsün, herkes meşgul olduğunu sanır, oysa ne gidecek bir yerin ne de içindekileri açabileceğin biri vardır, meşguliyetinle bazı şeylerin değişeceğine kendini ikna edersin. Meşgul olmak hem bir kaçış hem de bir şeylerin değişeceğine olan inancındır.
Ca’fer b. Muhammed der ki:
“Allah (c.c.) kullarının kendisine hakkıyla ibadet etmekten âciz olduklarını bildi.
Onlara da kendisine hakkıyle ibâdet etmekten âciz olduklarını bildirdi.
Bu suretle aralarında kendi şefkat ve merhamet vasfını giydirdiği bir mahlûk ikame etti. Onu mahlukata bir elçi olarak gönderdi. Ona itaatı kendine itaat, Ona muvafakatı kendine muvafakat (yani buyruklarına evet demek) olarak kıldı. Nitekim:
.
مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ
"Kim O Peygamber'e itaat ederse, muhakkak Allah'a itaat etmiştir.”
Nisâ 4/80
İnsanı kolay ve çabuk vazgeçtiği şeyler değil, emek verdiği hâlde ulaşamadığı, sevdiği hâlde kavuşamadığı, istediği hâlde erişemediği şeylerden vazgeçmek olgunlaştırır. Olgunluk bazen de bütün yolları denedikten sonra bazı şeylerin olmayacağını kabullenmekle gelir.
Arayış içinde olmak, acı şeylerle karşılaşmayı da göze almak demektir. Arayış, aranılanı bulmaktan, ona kavuşmaktan daha çok insanın iç dünyasını terbiye eden, karakterine derinlik katan, ufkunun sınırlarını genişleten çetin bir yoldur.