Godotnun bir 'umut' olduğu su götürmez bir gerçek. Beckett'e sorulmuş kimdir, nedir bu Godot ? Bende bilmiyorum ki, bilsem yazmaydım bunu demiş. Bu her insana göre değişen bir kavramdır. Bir bekleyiş, bir umut, çaresizlik. Estragon 'gidelim buradan' dediğinde 'hayır beklememiz lazım' diyen Vladimir hep umut etti, Godot gelicek diye bekledi, çünkü söz vermişti onlara.
Oyun bir sahnede bir ağacın atında geçiyor. Zaman kavramı yok. bizler zamanın geçtiğini ağacın yeşermesinden anlıyoruz. Beckett iki insan yaratmış ve o bomboş sahneye hapsetmiş onları. Ve bir umut vermiş onlara; Godot. Shahespeare'in "hayat bir sahnedir, rolünü oynayan çıkar ve gider" sözüzdeki o sahne, Aşık Veysel'in "iki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece" deki o iki kapılı han, ve Ianesco'nun The Chairs adlı eserinde ki o iki pencereli kule. İşte tüm bunlar dünya hayatının birer sembolü. Doğum ve ölüm. Aradaki dünya hayatı. Vladimir ve Estragon Ahmet, Esra, Uğur..vb. yani sen, ben. Hepimiz bir sahnedeyiz ve oynuyoruz. Sahneden çıkmak için gereken tek şey "ölüm". Bu iki karakter de zaman zaman kendilerini asmak istiyorlar zaten. Çünkü biliyorlar ki ertesi gün yine sahneye gelmek zorundalar. Bu birazda insanoğlunun her günü birbirinin aynı gibi geçen, tekrar eden dünya hayatına benziyor. 'Absurd theatre' olarak geçer zaten bu eser. Absürd olan nedir peki? İnsanın bir gün öleceğini bildiği halde yaşaması.yani dünya hayatı bir absürttür. Kısır bir döngüde yaşar gideriz, bin bir sıkıntı çekeriz, bazen ölümüne mutlu oluruz ama biliriz ki her duygunun sonu var. Ne çekilen dert senle mezara gelir, ne mutluluğun sonsuz olur. Peki ne yapmalı? Bir gün öleceğiz diye hiç hayal kurmamalı mı? İşte her insanın hayatta kalabilmesi için bir umuda yani bir Godot'ya ihtiyacı vardır. Umut yaşama bağlılıktır, hevestir.