Zira sünnet, Hz.
Peygamber’in, Allah’ın emirlerine uygun hareket etmek maksadıyla seçip yaşadığı hayat, gittiği yol demektir. Bir anlamda sünnet, son ilâhî kitap Kur’an’ın, “son
peygamber”, “âlemlere rahmet”,“üsve-i hasene”, “büyük ahlâk sahibi”, “mü’minlere düşkün ve onların sıkıntıya uğraması kendisine çok ağır gelen” bir Allah elçisi olarak
Resûlullah tarafından evrensel plânda ortaya konmuş nebevî yorumudur.
Hayatın ilâhî irâde doğrultusunda şekillenmesi konusunda Sünnet, Kur’an ile
birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmaktadır.
Bunun böyle olduğunu hem Peygamber’e itaatı emreden Kur’ân-ı Kerîm, hem de Hz. Peygamber’in bizzat kendisi ifade ve ilân etmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!” [Haşr sûresi
(59), 7].