Hani bazı şarkıkar / türküler vardır seni alır yıllar yıllar öncesine götürür. Unutmaya yüz tutmuştur bazı şeyler artık benliğinde.
Ne bir anı kalır geriye ne bir koku nede bir ses o imgeye dair. Hani böyle sanki hiç değmemiştir ömrüne , emeğin yoktur , beraber böldüğün ekmeğin yoktur , anıların film şeridi olup geçmiyordur gözlerinden , kahkahalar tamamen birer kuru gürültüdür kulaklarında ...
Ama bi' an gelir aniden çalan ve birbiri ardına gelen bağıntılı ne kadar müzik varsa bir anda duyulur. Kovandan çıkan mermi çekirdeği gibi birden saplanır ruhuna.
Sanki yere düşen boş kovanın düşüşünde ki çınlamayla sarsılırsında bir tanıdık koku dağılır havaya öyle bir şey oldu sanki. Birden bir iki nota dans etti kulağımda , sonra diğerleri eşlik etti onlara gönlümün ziyaret sarayında. Burnuma dolandı tanıdık bir koku. Gözlerim daldı boşluğa , koku ilk önce burnumu sardı ve bu yaptığına ağzımı dahi açamadım. Öyle açamadım ki nefessiz kaldığımı bile farkedemedim.
Alıştım sanki bu alçak düzene ve yine elim kolu bağlı avazım çıktığı kadar sessiz kaldım.
Yine binbir yeminler ettim bağır çağır kendime.
Yalan söyledi dilim gönlüme.
Dilim kendini paraladı derdini anlatmaya , gönlüm yemin etti yine bildiklerini dememeye.
Galip mi lazım ?
Her zaman olduğu gibi işte ...
Dışım bastırdı içimi. Kulağını çekti , akıllanmadın mı sen diye payladı bir güzel.
Sonra oturdular beraber kardeş kardeş ruhumun boş sokaklarının karanlık kaldırımına.
Dilim büyüktü gönlümden biraz nasihat verdi can gardaşına.
Etme dedi , eyleme dinle sözümü dedi.
Uslanmadın mı sen kırılmaktan ?
Utanmıyor musun artık ayaklar altında paspas olmaya ?
Dayanabilecek misin , gücün var mı diye sordu ve sustu sonra.
Gönlüm sadece o hatıratı işaret etti.
Acıtıyor diye mırıldandı salya sümük ağlarken.
Başım da dayanamadı ona