Günler belli bir sebep olmadan iyi günler ve kötü günler olarak değişiklik gösterir.
İster iyi ister kötü olsun bütün bugünlerin ortak özelliği insanın içini kemiren hayatta önemli bir şeyi kaçırıyor olma hissidir .
Her çocuk selim yaratılış ile doğardı. Bu, güzel ahlak üzere doğar manasını içermekteydi. Bu bakımdan çocuk eğitimi, çocuğun terbiyesi için değil çocuğun terbiyesiz edilmemesi için gerekirdi.
Yeniden doğmayı bilmezsek, yaşama, çocuk gözlerimizin saflığıyla ve heyecanıyla yeniden bakmayı başaramazsak, yaşamımızın bir anlamı kalmaz.
Yüreğimizde hâlâ yaşayan çocuğun söylediklerine kulak verelim.
O çocukla temasımızı yitirmezsek,yaşamla yakınlığımızı da yitirmeyiz.
Birinin acısını dinlerken, dalgınlığımızın sebebi anlatılanın perişanlığına duyduğumuz merhamet değil, aynı acıyla muhatap olmamız halinde ne yapacağımızı düşünmemizdir.
Yaşamak ile var olmak aynı şeyler değil. Aralarında sonsuz bir boşluk var ve hepimiz o boşluğun içerisinde debeleniyoruz. Aynı çerçevenin içinde sırtımızdaki türlü yüklerle omzumuza mühürlenmiş ucu kim bilir kimin elinde olan ipe bağlı olarak bıkmadan, usanmadan aynı oyunları oynamaya devam ediyoruz . Sahnede bize eğlendirene bakıp “bu benim ! “ diyerek yaralarımıza gülüyoruz.