Bu iddianın tam tersi doğrudur. Yani Yavuz Sultan Selim olmasaydı, bugün Doğu Anadolu'daki ehl-i sünnet olan Ekradlar(Kürtler), Şia'nın tasallutu altında olurlardı. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti'ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514'de kazanılan Çaldıran Zaferi'nden sonradır.
Şah İsmail'in baskısına maruz kalan 25-30 tane Kürt Beyi (ümeray-ı ekrad) Osmanlı Devleti'ne itaat arzularını Yavuz Sultan Selime iletmişlerdi. Şah İsmail'in Diyarbakır muhasarası için gönderdiği orduyu 10 bin kişilik İdris-i Bitlisi kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı Kürt beyleri, bu hadiseden önce Şii'lerin Diyarbakır'ı muhasara altına almaları üzerine, Yavuz Sultan Selim'e tarihçe müsellem olan tarihi arîzayı, yardım talep etmek ve Osmanlı Devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade etmek gayesiyle göndermişlerdir:
"Can ü gönülden İslam Sultanı'na (Yavuz Sultan Selim) biat eyledik, ilhadları zahir olan Kızılbaşlardan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid'atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi'i mezhebini icra eyledik. İslam Sultanı'nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslam Padişahı'nın yollarını bekledik. Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım idesiniz. Bizim bendelerimiz Kızılbaş diyarına pek yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslam Sultanı'na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zalimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin inayetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak karşı çıkamayız. Zira ekradlar(kürtler) ayrı ayrı