Mütemådiyen arıyoruz; huzuru, rahatı, mutluluğu, başariyi, parayı, daha bilmem neyi ve neleri... Aradığımız şeyler bizimle beraber büyüyor, renkten renge giriyor, adı sanı başkalaşıyor, onları aradığımız yerler değişiyor ama içimiz deki arayış hevesi yok mu, o hep çocuk kalıyor, arıyoruz. Annemizin sinesinde, babamızın ellerinde, sevgilinin omuzlarında, çocuklarımızın istikbalinde, koltukların heybetinde, cüzdanların cesametinde, sanal dünyanın oyununda, yalan dünyanın koynunda hep bir şeyler arıyoruz.
Eger Salih ve Saliha aramak yerine sâlih veya sâliha olursak Allah bize bizim kalitemizdeki insanları muhatap kılacaktır Ama biz kendimiz sâlih ve sâliha olmadan öyle lerini arıyoruz.
Evliliği birlikte çorba pişirmeye benzetebilirsiniz. Evliliğe elinizde boş bir kâse ile başlarsınız. Elinizdeki boş kâse, evlilik niyetinin en başında bulduğunuz aşk ve güven, sevgi ve saygıdır. Bu kâse elde olduktan sonra, kâseye dolduracağınız çorbanın tuzunu, suyunu, acısını, kıvamını, baharatını birlikte belirlersiniz. Bu çorbanın tadını birlikte belirlersiniz; her ikiniz de kıvamı birlikte bulursunuz.
Mahçubiyetten al al olmuş yanaklarını seyrederken bir kez daha ne kadar güzel yaratıldığını hatırladı. Güzel görünmek için güzel elbiseler, gösterişli arabalar, pahalı takılar içinde olmak zorunda değildi aslında. Güzelliğini böylesine sade ve doğal biçimde fark edemez miydi prens?