Gün hızla geçiyordu. Heyecanlıydım. Mutfakta iki tencere dolusu gül reçeli kaynıyordu. Nefis bir gül kokusu çevreye yayılıyordu. Bu anlatamayacağım kadar güzel bir kokuydu.
O kokuyu bir daha hiç duymadım. Hiçbir yerde yoktu hayatımın ilerleyen yıllarında. Dünyanın en güzel kokularından biriydi diyebilirim.
Çocukluğumla, bahçeyle, yeşilin ve mavinin tüm parlaklığı ile o zaman hayatımda var olan kişilerle karışıyor ve eşsiz bir şey oluyordu.
Onu her zaman duyabilmenin olanaksız olduğunu büyüyünce anlamıştım. Onun içinde bir babaanne, bir eski köşk, bir Dut ağacı, bir Gül Perisi vardı. O kokuyu algılayabildiğim sürece bir çocuktum. Bunu anlamak müthişti.
Sonraki yıllarda karşılaştığım kavanozlanmış, hazır gül reçellerinde bu yoktu. Çocukluğumu içine koyamamışlardı...