İşte sen böylesin, küçük adam. Kepçelemeyi ve tüketmeyi,
kaşıklamayı ve işkembeye indirmeyi çok iyi beceriyorsun, ama
sen yaratamazsın. Ve bu yüzden, bulunduğun yerde sen neysen
osun, yaşamın boyunca kuru büroda ya da hesap makinesinin
ya da çizim sehpasının başında ya da evliliğin deli gömleği
içinde ya da okulda çocuklardan nefret eden bir öğretmen. Bir
gelişmen yok, yeni bir düşünce olanağın yok, çünkü sen hep
aldın ve hiç vermedin, sen yalnızca, bir başkasının tastamam
hazırlayıp önüne koyduğunu kaşıkladın.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür, bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin? İşte o anda artık bunu istemeyi verirsin, sorumlu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer, bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.
Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun çalkantıları ve ihtirası da kibirle kapatılmıştır; o ruhu kaplayan deridir.