Başından itibaren itibaren enteresan bilgilerle donatılmış bir kitap: giriş kısmındaki kısa özet bile bu açıdan çok zengin. En çok ilgimi çeken ise “İlk Yılları” başlığında 2. bölümde geçen Said Nursi ile dostluğu.
Aslında kitapta sadece Eşref yok, onunla birlikte Osmanlı imparatorluğunun son dönemi; Arap çöllerindeki rezillikler, ikmal yetersizliği vb… Kısacası bir imparatorluğun çöküşünü izliyoruz.
Eşref gibilere ‘fedai’ denmesi çok büyük bir isabet; doğru veya yanlışıyla Eşref -ve dolayısıyla onun gibiler-, Enver, yani Vatan, ne zaman çağırmışsa gitmiş. Hatta yeni evliyken bile kabul etmiş görevleri, daha yeni aldığı yarin sıcak koynunu bırakarak geride. İyi veya kötü, orası Allahca malum, ama bu adamlar çok büyük fedakarlıklar yapmış. Ama görüyoruz ki Eşref inandığı şeylerde oldukça başı dik ve inatçıydı. Mesela yemen yolculuğu faslında, Medine’de ona üstleri ve astları tarafından gitmemek için telkin edildiyse de o yola devam etti: esir düştü.
Bu fasılda Arap isyanını da yakından izleyebiliyoruz: ingiliz tarafından kandırılmış ve donatılmış bir Arap ordusu, paraya ve boş vaatlere düşkün Arap rütbelileri.
Eşrefin en tartışmalı yönü ise Kuvay-ı milliyedeki isteksizliği ve daha sonra ihanet etmesi. Bu olay bize bir çok ders veriyor: herkesin yanılabildiğini -dolayısıyla kimseyi kusursuz kabul etmeyip hatalarının olduğunu kabul etmek- ve o dönemde harekata destek vermeyenlerin bakış açısını yakından görüyoruz. Fakat bu nedenler asla ihanet sebebi olamaz. Bakınız Eşrefin ölümüne bağlı olduğu Enver paşaya: Mustafa Kemal Paşaya karşı idi ve haklı gerekçeleri vardı, ama onun karşısında saf tutmadı, Anadolu’ya geçişinin sorunlu olacağını kavrandığı anda Türkistan’a, davasına hizmet etmeye gitti.
Velhasıl kelam, muazzam bir ömür, adanmışlık ve operasyonlar, hareketli bir