Kendi arzımız olan kalbimizi nefsin heva ve arzularından arındırıp,nefsani duyguların tahakkümünden kurtarıp iman,muhabbet ve merhametle imar etmedikçe yeryüzünün imarına gerçek anlamda katkıda bulunabilmemiz zordur. Zira âlemin imarı Âdem'in imarından geçer. Arzı mamur hale getirmek devasa yollar açmakla,gökdelenler inşa etmekle değil gönül yapmakla mümkün olur. Tıpkı insan gibi yeryüzü de sevgiyle, merhametle,iyilikle imar edilir.
İrfan geleneğimizde kibir,inat,haset,öfke,kin, nefret gibi menfi duygular nefsani hastalıklar olarak nitelendirilmiştir. Gönül âlemimizi etkisi altına alan ve maneviyatımıza büyük zarar veren bu hastalıklardan kurtulmadıkça, bedenen sağlıklı oluşumuz çok bir anlam ifade etmediği gibi söz konusu durum yaratılış hikmetimizle de örtüşmez. Bu açıdan baktığımızda insanın iç âlemi bir cihat alanı olup, en büyük mücadelesi kendi nefsiyle cereyan etmektedir.