Muhammed doğan

Muhammed doğan
@Muhammed_Doan
Sadece kendi doğrunla kal.
Faniyim , fani olanı istemem Acizim, aciz olanı istemem. Runumu Rahman a teslim ederim ,gayr istemem. isterim, fakat bir yar-ı baki isterim. Zerreyiim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim fakat bu mevcudatı birden isterim.
İslam
Reklam
Evet, insan evvelâ nefsini sever, sonra akaribini, sonra milletini, sonra zihayat mahlukları, sonra kâinatı, dünyayı sever; bu dairelerin her birisine karşı alâkadardır. Onların lezzetleriyle mütelezziz ve elemleriyle müteellim olabilir. Halbuki, şu herc-ü merc-i âlemde ve rüzgâr deveranında hiçbir şey kararında kalmadğından biçare kalb-i insan, her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima Izdırap içinde kalır, yahut gaflet ile sarhoş olur. Madem öyledir, ey nefs! Aklın varsa bütün o muhabbetleri topla, hakiki sahibine ver, şu belâlardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur; ne vakit hakiki sahibine verdin, o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun ayinesi olduğu cihetle ızdırapsız sevebilirsin. Demek, şu muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elim bir nıkmet olur.
Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allah'a ısmarladik demeyip gider, gençliğin ve malın gibi; ya muhabbetin için seni tahkir eder. Görmüyor musun ki, mecazi aşklarda yüzde doksan dokuzu maşukundan şikâyet eder. Çünkü, Samed ayinesi olan bâtın-ı kalb ile, sanem-misal dünyevi mahbublara perestiş etmek, o mahbubların nazarında sakildir ve istiskal eder,reddeder. Zira fıtrat, fitrîi ve lâyik olmayan şeyi reddeder, atar. (Şehvani sev- mekler, bahsimizden hariçtir.) Demek, sevdiğin şeyler ya seni tanımyor, ya seni tahkir ediyor, ya sana refakat etmiyor, senin rağmına müfarakat ediyor. Madem öyledir, bu havf ve muhabbeti, öyle birisine tevcih et ki, senin hav- fin lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun
işte şu derece cihazatça zenginlik ve sermayece kesret, elbette ehemmiyetsiz, muvakkat şu hayat-ı dünyeviyenin tahsili için verilmemiştir. Belki,şöyle bir insanın vazife-i asliyesi, nihayetsiz makasıda müteveccih vezaifini görüp, acz ve fakr ve kusurunu ubudiyet suretinde ilân etmek ve küllf nazariyla mevcudatın tesbihatını müşahede ederek şehadet etmek ve nimetler içinde imdadat-ı rahmaniyeyi görüp şükretmek ve masnuatta kudret-i rabbaniyenin mucizatını temaşa ederek nazar-ı ibretle tefekkür etmektir
Meselâ, esbaba teşebbûs, bir dua-yı fiilidir. Esbabın içtimai, müsebbebi icad etmek için değil, belki lisan-ı hâl ile müsebbebi Cenab-1 Haktan istemek için, bir vaziyet-i marziye almaktır. Hattâ çift sürmek, hazine-i rahmet kapısı çalmaktır. Bu nevi dua-yı fiil; Cevad-ı Mutlakın isim ve ünvanına müteveccih olduğundan, kabule mazhariyeti ekseriyet-i mutlakadır.
İslam
Reklam