-Benim fikrimi tahriş eden birşey var: Biz günahımıza karşı cezaya müstahak olduk, 'ceza' dediler, bizi vatanımız dan sürgün ettiler. Bu makul, buna benim de aklım erer. Fakat nafakası benim üzerimde olan ailem vardı, şimdi benim yüzümden onlar aç kaldı, onlan günahları nedir? Onlar hakkında bu zulüm ve gadr değil mi?! Onlar diri diri öksüz oldular, zannederim bu adalete uygun değildir.
Katorjenin [mahkumun] bu sözleri hoşuma gitti, dedim ki:
-Bu hususta ne gibi fikriniz var? Nasıl olsaydı adalete daha uygun olurdu?..
-Bence memleketinden sürgün suçlu için ceza değildir, suçlu her ne kadar ayrılık eleminden bir miktar kederlense bile, buraya gelip de yerleştiği vakit o da hatırından gider. Ama suçlunun ailesi için bu büyük bir cezadır. Zaten hükümetlerin maksatlan sakinleri az olan müstemlekeleri doldurmaktır. Zaten sürgün cezası bulunan devletlerde suç çok olur, bu da tab'an malum ve sabit bir şeydir. Bence (suçlu için) ağır cezalar tayin etmeli, (fakat) ailesinin nafakasını temin ettirmek şartıyla. Benim üç yaşında, beş yaşında çocuklarım kaldı, o çocuklara mürebbi yok, dolayısıyla tahsil göremeyecekler. Ben bir serseri idim, fakat kendi halimden memnun değildim. Elbette hiç olmazsa çocuklarım benim gibi olmasın diye ne yapar yapar ben onları mektebe verirdim. Şimdi ben sürgün oldum, ama benim yerime üç serseri yetişecek. Zaten burada suçluların seneden-seneye artmakta olması da ondandır.
İşte bu adamın sözleri benim dikkatimi çekmişti, fakat o arada zaptiye geldi, bizi konuşmaktan menetti.