Benim nokta-yı nazarım, makarr-ı hükümet yapılan Ankara'nın gözü önünde bir mahallede kendilerine Fer'iyye Sarayları gibi yapılacak iki üç cesim apartman içerisinde yerleştirerek Hükümet-i Cumhuriye'nin nezâreti altında ikametlerine müsaade olunması zükür-inas evlatlarının da bizim evlatlarımız gibi resmî mekteplerde tahsil ettirerek, işe yaramıyan aksamını devlet memuriyetlerinde tahsil ve derecelerine göre istihdam edilmesi ve binnetice yarım asır zarfında halka karışıp memlekete daha müfid bir unsur olmuş olurlardı. Osmanlı Hanedanı teessüs ederken zamanında kendilerinden daha büyük ve kudretli hükümdarlar yok muydu Karahan Oğulları, İsfendiyar Oğulları ve Dülkadir Hanedanı... Bunları, o zamanın Osmanlı Padişahları hatta yurtlarını zabtettikleri halde, kapı dışarı sürüp süründürmediler!. Evlâtlarını, kendilerini taltif ederek istihdam ettiler. Biz de bu ciheti güzelce tatbik edebilirdik. Ben bu nokta-yı nazarı müdafaaya kalkışıyorken, Gâzi'nin sağa sola, vuku bulan işaretleriyle mâiyyet-i seniyyelerinden ilk evvel Istanbul Mebusu Ali Rıza Bey karşımıza çıktı. Birinci Harbi Umumi'de meşhur levâzım Reisi Ismail Hakkı Paşa'nın sağ eli olan bu yârigara: < - Siz saray hafiyyesi ve saraya mensupsunuz! .. » demesini müteakip: « - Bana Saray hafiyyesi ve Saray mensubu diyen bir adamın bunu isbat etmesi icap eder. Aksi takdirde en büyük namassuzdur! .. Zaten vazifesinde hırsızlıkla iştihar etmiştir! .. » diye ağzının payını verdikten sonra (Bu Ali Rıza Meclis'te kestor olarak bulunduğu müddetçe yaptığı sûiistimalinden dolayı çıkarılmıştır. )
Mustafa Kemal etrafına bakınarak, arkasında gördüğü Kozan Mebusu Jandarma Zabiti Ali Saib'e işarek etmesi üzerine, elleriyle ne yapayım gibi bir işaret vererek, << - Zeki Bey, Zeki Bey, Hanedan bu müdafaanı görseler seni damad
Bahtiyarlığı daima halden hariç ve koştukça insandan kaçan mevhum bir istikbalde görerek hazıran malik bulunduğun nimetlerin tadını bu ademi yakalamak meşgale-i beyhudesiyle kaçırmadın...