Aile, birçok kişi için sevgi ve güvenin kaynağıdır. Ancak bazıları için aile, sevgi eksikliğinin, soğukluğun ve boşluğun sembolüdür. Bu tür bir ortamda büyüyenler, her geçen gün biraz daha yalnızlaşır, kalplerindeki derin boşluk her geçen gün daha da büyür.
Çocukken anne ve babadan beklenen sıcak ilgi ve şefkat olmadığında, dünyadaki en derin yalnızlık hissedilir. Her sabah uyandığında evdeki sessizlik, sevginin eksikliğini haykırır. Yemek masasında yaşanan soğukluk, paylaşılan anların ne kadar az olduğunu hatırlatır. Evdeki her köşe, sevgiyle dolması gereken anıların yerine, eksikliğin izlerini taşır.
Sevgisiz bir ailede büyüyen çocuklar, kendi değerlerini sorgular. Kendilerini sevilmeye layık görmezler, çünkü en yakınlarından bile bu sevgiyi görememişlerdir. Kalplerindeki bu derin yaralar, hayatlarının her anında onları takip eder. Kimi zaman başkalarının sevgisine inanmakta zorlanırlar, kimi zaman ise sevgiye aç bir şekilde sürekli bir arayış içinde olurlar.
Anne ve babanın gözlerinde görmedikleri sevgi, kardeşler arasında yaşanmayan bağlar, aile içinde hissedilmeyen sıcaklık, her anı daha da katlanılmaz hale getirir. Sevgiyle dolu bir ailede yaşamanın nasıl bir his olduğunu bilemezler. Bu eksiklik, hayatları boyunca peşlerini bırakmaz.
Sevgisizlik, sadece anılarında değil, gelecekteki ilişkilerinde de derin izler bırakır. Güven duymakta zorlanırlar, çünkü en başından beri güvendikleri insanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılmışlardır. Sevginin ne olduğunu anlamakta güçlük çekerler, çünkü en temel duygulardan biri onlardan esirgenmiştir.
Bu acımasız gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalanlar, içlerindeki sevgisizliği nasıl dolduracaklarını bilemezler. Ancak, her şeye rağmen, hayatın bir yerlerinde sevginin var olduğunu bilmek ve bir gün bu sevgiyi