Artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Çocuklarımızın hayal dünyalarını geliştiren, dünya anlayışlarına renk katan bütün faaliyetler, masal dinlemeler, oyun oynamalar, atlamalar, zıplamalar, koşmalar ve soru sormalar tarihe karışıyor.
Akşam yemeği ve kahvaltının daha erken saatlerde yenilmesinin kalp, beyin ve damar hastalıkları riskini azalttığı belirlendi. 103 bin yetişkin insandan yemek yeme alışkanlıkları hakkında 7 yılda toplanan veriler incelendi. Sonuçlar, akademik dergi Nature Communications'ta yayımlandı. Buna göre, 09.00'dan sonra kahvaltı, 21.00'den sonra da akşam yemeği yemenin kardiyovasküler sağlığı olumsuz etkilediği tespit edildi. Üstelik, kahvaltı ve akşam yemeği saatlerinde, belirtilen vakitlerin üzerine geçen her saatte kalp ve beyin damar hastalığı riskini %6 artırdığı gözlemlendi.
Akşam yemeğini 21.00'den sonra yiyenlerin beyin damar hastalığına yakalanma olasılığının, 20.00'den önce yiyenlere kıyasla %28 daha fazla olduğu bildirildi. Ayrıca gecenin ilerleyen saatlerinde yemek yiyenlerin, erken yiyenlere kıyasla daha sağlıksız alışkanlıklar geliştirebileceğine işaret edildi.
Kaynayan Kurbağa Sendromu diye bilinen bir kavram vardır. Bilimsel bir deneyden yola çıkarak genelleşmiştir. Deneyde bilim adamları kurbağaların ısı algısını ölçmeye çalışmışlardır. Önce hayvanı kaynar suyun içine atarlar. Kurbağanın sıcak suya değmesiyle, tekrar dışarı sıçraması bir olur. Birkaç defa yinelenir deney ama sonuç değişmez.
Bilim adamları bu kez deneyin ikinci kısmına geçerler. Bu sefer kurbağayı normal bir suyun içine bırakırlar. Bu kurbağanın hoşuna gider. Başlar keyifle yüzmeye ve neşeyle vıraklamaya. Bilmediği şey ise, suyun alttan yavaş yavaş ısıtıldığıdır. Hayvan ortama alışmaya çalışır. Suyun ısısı hafif yükseldiğinde de kaçmaya yeltenmez. Çünkü bu hoşuna gider. Onun hoşuna gitmeyen kaynar sudur. Suyun ısısı arttıkça hayvan bundan rahatsız olmaya başlar fakat kaçmaya da yeltenemez. Sıcaktan iyice gevşemiştir ve sıçrayacak takati yoktur. Deneyin sonuna gelindiğinde ise kurbağa patlayarak ölür.
Kukla tiyatrosu izleyenler bilir. Tahta oyuncakta değildir marifet; bağlı olduğu iplerdedir. İplerin kimin elinde olduğunu kimse umursamaz; ama gerçekte gösterinin yıldızı o adamdır. Ve izleyenler izlemeye devam ettikçe oyunun sonu, o nasıl isterse öyle olacaktır.
Zaman zaman kendinize şu soruyu sorun."Kendimi vakfettiğim bu iş,beni mahkemeye verse,ömür takvimimde beni mahkûm etmeye yetecek kadar,delil elde edebilir mi?"
Erken yaşlarda kendisine kitap okunan ya da zengin kelime dağarcığına sahip aile ortamlarında yetişen çocuklarda,dil gelişiminin hızlanması,anlam ve ifade becerilerinin güçlenmesi ve akademik başarılarının artması,bir *priming*etkisidir.