Artık ne umut edebiliyorum ne de hayal kurabiliyorum. Bundan sonra hiçbir şeyin güzel olacağına falan inanmıyor, aksine her şeyin zamanla daha da berbat olacağını biliyorum. Hem yaşamaktan korkuyorum hem de ölmekten. Ne yaşayabiliyorum, ne de ölebiliyorum. Ne için varım, ne işe yarıyorum bilmiyorum. Dünyadaki yerimi de bir türlü bulamıyorum. Sanki diğer insanların hayatında figüran olmak için yaratılmışım gibi hissediyorum.Zaman ne çabuk geçti… Nasıl geldim küçükken hayalini kurduğum yaşlara ve neden hiçbir şey hayal ettiğim gibi değil? Meğerse annem, babam, benden yaşça büyük insanlar mutlu değilmiş. Yüzlerindeki tebessüm birer maske miymiş? Meğerse o maskenin ardında ne hüzünler, ne çaresizlikler gizliymiş. Büyümek de bu hüzünleri, çaresizlikleri gizleyebilmekmiş.Oysa çocukken ufacık bir şeyde bile ağlardım. Şimdilerde neler neler yaşıyorum da ağlayamıyorum. Gözlerim doluyor, içim yanıyor, yüreğim burkuluyor fakat ağlayamıyorum. İsterdim ki tüm bu olanlar derin bir uykunun kabusu olsun. Annemin sesine uyanayım da derin bir nefes alayım. Tüm bu yaşanılanlar bir kabus olarak kalsın. Cimcikleyip duruyorum kendimi, belki bir umut uykudayımdır diye… Uykuda değilim, tüm bu yaşanılanlar gerçek.Dünü düşünüyor, özlem duyuyorum. Yarını düşünüp kaygılanıyorum. Dün ile yarın arasında kalmış olmamdandır ki bugünü yaşayamıyorum. Ne bir dost, ne gönlünde yer edinebildiğim bir sevgili var… Yokluklar içerisinde yokluklarla savaşıp duruyorum.
Arada uğradığım o bankta, ruhumun en ücra köşesine iltica ediyor, derin düşüncelere dalıyorum. Bir sigara yakmak için döndüğümde iç dünyamdan gerçek dünyaya, etrafımdaki insanları izleyip imreniyorum. El ele tutuşan sevgililer, beraber vakit geçiren aileler, şen kahkahalar atan arkadaş grupları… İmrenmeye doyamıyor, keşkelere dalıyorum. Keşkeler