“To be, or not to be”
Var olmak mı, yok olmak mı? İşte bütün mesele bu. Uzun yaşamayı cehennem eden; yoksa kim dayanabilirdi zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine, kanunların bu kadar yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine ve kötülere kul olmasına iyi insanın? Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken, kim ister bütün bunlara katlanmak; ağır bir hayatın altında inleyip terlemek? Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa o, kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya ürkütmese yüreğini, bilmediğimiz belalara atılmaktansa çektikleri razı etmese insanı…
Artık ne umut edebiliyorum ne de hayal kurabiliyorum. Bundan sonra hiçbir şeyin güzel olacağına falan inanmıyor, aksine her şeyin zamanla daha da berbat olacağını biliyorum. Hem yaşamaktan korkuyorum
Şayet sesimi fark edemezsen
Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum