Bazen hayatta öyle karşılaşmalar olur ki, hem de hiç tanımadığımız insanlarla, bir tek sözcük bile konuşmadan, birdenbire, tek bir bakışla ilgilenmeye başlayıveririz.
İçeri girdiklerinde, duvarda efendilerinin portresini gördüler; tıpkı onu son gördükleri gibi, o mucizevi gençlik ve güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. Yerde smokinli, kalbine bıçak saplanmış ölü bir adam yatıyordu. Adamın yüzü buruş buruş , sarkık ve tiksinti vericiydi. Ancak yüzüklerine baktıktan sonra adamın kim olduğunu anlayabildiler.
Etrafına bakındı,Basil Hallward'a sapladığı bıçağı gördü. En ufak bir iz kalmayana kadar defalarca yıkadığı bıçak pırıl pırıl parlıyordu. Bıçak, ressamı öldürdüğü gibi, ressamın tablosunu ve onun temsil ettiği her şeyi yok edecekti. Geçmişi tamamen yok edecekti ve işte o zaman Dorian özgür kalacaktı. Şu canavar ruhun yaşamı geride hiçbir iz kalmamacasına sona erdiğinde Dorian huzura erecekti. Bıçağı alıp resme sapladı.