O gün ite kaktıra bitti, bitti ama bende bittim yorgunluktan ve o soğukta çalışmanın verdiği etkiyle boncuk boncuk terlemiştim. En büyük hayal kırıklığımı mesai bitimi Besim ustanın “hadi seni metroya bırakıcaz ordan geçeceksin evine” demesiyle oldu. Bende dedim ki “babam almayacak mı beni yalnız nasıl gideceğim eve” dedim. Bana baban bildiğini söyledi dedi. Çekindim ve bişey diyemedim. Beni metroya bıraktıklarında ne kartım ne başka bişeyim vardı. Ne kadar bekledim bilmiyorum ama bir amcadan benim içinde akbil basar mısınız diye utanarak ve gözlerim hafif dolu bir şekilde rica etmiştim. Metronun merdivenlerini çıkarken ağlamaya başladım. Kayboldum sandım ve o anki duygularımla bir daha eve gidemeyeceğimi ve anneme sarılamayacağımı düşündüm.
Yazar - Münferit Bir Kişi
Emily Brontë’nin tek romanı olan Uğultulu Tepeler, edebiyat dünyasında kalıcı bir iz bırakmış, tutku, intikam, aşk ve trajedinin bir araya geldiği karanlık ve büyüleyici bir eserdir. 1847 yılında yayımlanan bu roman, Viktorya dönemi normlarını zorlayan özgün yapısıyla dönemine meydan okumuş ve klasikler arasına girmiştir.
Roman, İngiltere’nin Yorkshire kırsalındaki iki komşu ev olan Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) ve Thrushcross Grange’de yaşayan iki aile, Earnshawlar ve Lintonlar, arasındaki ilişkileri konu alır. Hikâyenin merkezinde, Heathcliff ile Catherine Earnshaw’un tutkulu ve yıkıcı aşkı yer alır.