"Nar, bereketin değil aslında sabrın meyvesiydi. Kabuğunun altındaki o yüzlerce taneyi birbirine zarar vermeden saklayabilmek, büyük bir sükûnetin eseriydi. Tıpkı bir ailenin dağılmaması için çekilen gizli çileler gibi."
"Zamanın bir huyu vardı, akıp giderken sadece günleri değil, insanın içindeki o eski, tanıdık dünyayı da beraberinde götürüyordu. Kimse fark etmiyordu başlarda. Bir fırtına kopuyor, toz duman dağıldığında ise geriye kalan her şeyin aslında ne kadar yabancı olduğu ancak o zaman anlaşılıyordu. Trabzon’un dar sokaklarından yükselen o deniz kokusu bile eski tadında değildi artık; içine barut, ayrılık ve belirsizlik sinmişti."