Bir gün Eflatun, öğrencilerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Öğrencisi, "İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek olmuş. Eflatun hemen bu savunmanın önünü almış ve "Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum" demiş
Çağın ünlü filozoflarından Martin Heidegger'e, "Felsefe nedir?" diye sorduklarında, "Altmış yıldır onun içindeyim ama çılgınlıktan ve saçmalıktan başka bir şey olmadığını anladım!" demiş.
Şeyh Abdulvahid b. Zeyd rahimehullah'ın şöyle dediği nakledilmektedir: "Ben bir gemide idim. Fırtına bizi bir adaya fırlattı. Orada puta tapan bir adamla karşılaştık. Kendisine: "Ey adam! Kime ibâdet ediyorsun?" dedik. Putu işâret etti. Ona: "Senin bu tanrın insan yapısı, bizim aramızda bunun bir benzerini yapacaklar var. Bu, tapınılacak bir tanrı değil" dedik. O bize: "Siz kime ibâdet ediyorsunuz?" dedi. Biz de ona: "Arşı semâda, gücü arzda, kazası öldürmek ve diriltmek olan Allah'a ibadet ediyoruz" dedik. "Onu size kim öğretti?" dedi. "Allah bize kerim bir elçi gönderdi, O da bunu bize haber verdi" dedik. "Elçi sizin aranızda ne yaptı?" diye sorunca: "Peygamberlik görevini îfâ edince Allah onu kendi yanına aldı. Bizim yanımızda bir kitap bıraktı" dedik. Kendisine bir mushaf verdik, ona bir sûre okuduk. Biz, sûreyi bitirinceye kadar ağladı ve: "Bu sözün sahibine isyan edilmemeli" dedi. Sonra müslüman oldu.
Biz adama dinin esaslarını ve Kur'andan bazı sûreler öğrettik. Gece olunca yatsı namazını kıldık, istirahata çekildik. Adam: "Ey topluluk, sizin bana öğrettiğiniz bu ilâh gece karanlık basınca uyur mu?" dedi. "Hayır" dedik. Adam: "Öyleyse siz ne kötü kullarsınız; mevlânız uyumuyor, siz uyuyorsunuz" dedi.
Adamın sözüne çok şaşırdık. Abadan'a varınca arkadaşlarıma: "Bu yeni İslâm'a girdi" dedim. Onun için para toplayıp kendisine verdik. "Bu ne?" dedi. "Para, onu ihtiyacına sarfedersin" dedik. "Lâ ilâhe illallah, siz bana bir yol gösterdiniz, kendiniz izlemiyorsunuz. Ben denizin ortasında adalarda idim. Allah'a değil, puta tapıyordum. Ben onu bilmezken o beni ihmâl etmedi, şimdi bilip dururken neden ihmâl etsin ki?" dedi. Üç gün sonra bana, adamın ölmek üzere olduğu söylendi, hemen gidip, bir ihtiyacının olup olmadığını sordum. "Sizinle adaya gelen, benim